From: "Metin OZDERIN" <ozde...@gmail.com>
Date: Tue, 14 Nov 2006 23:39:40 +0200
Local: Tues 14 Nov 2006 21:39
Subject: 14 KASIM 2006 SALI GUNLU GAZETELERDEN BASINDA YARGI HABERLERI
[ OZDERIN,M. ] msn : ozde...@hotmail.com 14 Kasım 2006 Tarihli ve 26346 Sayılı Resmî Gazete MEVZUAT YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ BAKANLIĞA VEKÂLET ETME İŞLEMİ Çevre ve Orman Bakanlığına, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M.Hilmi GÜLERin Vekâlet Etmesine Dair Tezkere ATAMA KARARI Milli Eğitim Bakanlığına Ait Atama Kararı YÖNETMELİKLER Doğal Gaz Piyasası Dağıtım ve Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Kocaeli Üniversitesi Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği YARGI BÖLÜMÜ ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Anayasa Mahkemesinin E: 2005/146, K: 2005/105 sayılı Kararı (28/12/2004 Tarihli ve 5277 sayılı Kanun ile İlgili) --------------------------------------------------------------------------- ----- Hakim adayı sınavına durdurma Danıştay 12. Dairesi, Adalet Bakanlığının 100 idari, 500 adli yargı hakim ve savcı adayı alımına yönelik ilanları ile ''Adli ve İdari Yargıda Hakim ve Savcı Adaylığı Yazılı Sınav, Mülakat ve Atama Yönetmeliği''nin yürütmesini durdurdu. Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV), Adalet Bakanlığının 100 idari, 500 adli yargı hakim ve savcı adayı alımına yönelik ilanları ile konuya ilişkin Danıştay 12. Dairesi, davalı idarelerden savunma geldikten sonra yürütmenin durdurulması istemini görüştü. Daire, Dairenin bu kararının, gerek Hakimler ve Savcılar Kanunu gerekse Adalet Bakanlığının Kuruluşuna ilişkin Kanunda, ''Adalet Bakanlığının hakim ve savcı adaylarını almada sınav yapma yetkisi'' olduğuna dair herhangi bir hüküm bulunmadığı gerekçesine dayandırıldığı öğrenildi. Kararın yazımının devam ettiği, yazım ve imza tamamlandıktan sonra taraflara tebliğ edileceği belirtildi. İdari Yargı hakim adaylığı için yazılı sınav ÖSYM tarafından 15 Ekim 2006'da yapılmış, sınavı kazanan 482 adayın mülakata alınacakları duyurulmuştu. Adli yargı hakim adaylarının yazılı sınavı ise 25 Kasımda yapılacaktı.Davalılar, Adalet Bakanlığı ve ÖSYM'nin, dairenin kararına itiraz etme hakkı bulunuyor. İtirazı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu görüşecek.İtirazın ardından Danıştay 12. Dairesi, davayı esastan karara bağlayacak. (AA) - Sabah --------------------------------------------------------------------------- ----- Avukatlığa giriş sınavı kalkıyor Meclis, avukatlığa girişin sınavla olmasına ilişkin düzenlemeyi kaldırmaya hazırlanıyor. CHP ve Barolar Birliği, Meclis Adalet Alt Komisyonu'nda kabul edilen düzenlemeye karşı çıkıyor. --------------------------------------------------------------------------- ----- Savcı Kocam Beni Hem Dövüyor, Hem Aldatıyor Cumhuriyet savcısı Mehmet Uyanık'ın boşanmak istediği eşi Şahender Uyanık, 19 yıllık kocasının kendisini eve almamak için polisleri kullandığını, dayak attığını ve aldattığını öne sürdü "Kanunla öç alıyor" Sabah Gazetesi --------------------------------------------------------------------------- ----- Cinsel suçlarda ürkütücü patlama Türkiye'de geçen yıl her gün ortalama bin 336 suç işlenirken, bu yılın 9 ayında bu rakam 2 bin 191'e yükseldi. Emniyet Genel Müdürlüğünün verilerine göre, geçen yıl polis sorumluluk alanında meydana gelen şahsa ve mala karşı işlenen asayiş olaylarının toplamı 487 bin 761 iken bu yılın 9 ayında bu suçların toplamı 598 bin 388 oldu. Geçen yıl asayiş suçlarının 197 bin 996'sı şahsa, 289 bin 765'i mala karşı suçlar oluştururken, günlük ortalama suç sayısı bin 336 oldu. Bu yılın 9 ayında ise şahsa karşı işlenen suç sayısı 244 bin 119, mala karşı işlenen suç sayısı ise 354 bin 269 oldu. 9 aylık süredeki günlük ortalama suç sayısının 2 bin 191'e yükseldiği kaydedildi. MÜSTEHCEN SUÇLAR YÜZDE 300 ARTTI Şahsa karşı işlenen suçlar arasında geçen yıla göre artan suçlar arasında darp ve tehdit gibi suçlar ilk sırada yer alıyor. Geçen yıl meydana gelen darp olayı sayısı 46 bin 612 olurken, bu yılın dokuz ayında bu rakam 54 bin 862'e yükseldi. İhmal ve kazaen yaralama sayısı geçen yıl 5 bin 168 iken bu yılın 9 ayında 8 bin 387'e, kız, kadın, erkek kaçırma sayısı 5 bin 220'den 5 bin 376'ya, rehin alma sayısı 33'den 39'a, tehdit sayısı 10 bin 809'dan 21 bin 204'e, aile fertlerine kötü muamele sayısı 9 bin 901'den 12 bin 784'e, hakaret ve sövme 4 bin 600'da 8 bin 777'e, müstehcen hareketler bin 802'den 2 bin 402, kolluk kuvvetlerine darp, hakaret, saldırı 7 bin 37'den 7 bin 141'e, 6136 sayılı kanuna muhalefet 10 bin 667'den 13 bin 874'e, intihara teşebbüs 12 bin 94'den 14 bin 78'e yükseldi. Şahsa karşı işlenen tasnif dışı suçların ise 34 bin 436'dan 48 bin 92'e yükseldiği belirtildi. MALA KARŞI İŞLENEN SUÇLAR Mala karşı işlenen suçlar arasında ev ve otodan hırsızlıkla, kapkaçtaki artış dikkat çekiyor. Geçen yıl evden hırsızlık suçu 53 bin 932 olurken, bu yılın 9 ayında bu rakam 67 bin 70'a, bankadan hırsızlık suçu 158'den 170'e, otodan hırsızlık suçu da 39 bin 705'den 53 bin 20'e yükseldi. Geçen yıl işlenen kapkaç suçu 7 bin 168 olurken bu yıl bu rakam 9 bin 668'e, yankesicilik suçu 18 bin 556'dan 21 bin 402'e yükseldi. İş yerinde gasp sayısı da 290'dan 332'e çıkarken, zorla çek senet imzalatmak ve tahsil etmek suçu 188'den 224'e yükseldi. Kasten yangın çıkarma suçu bin 524'den bin 722'e, ihmallen yangın çıkarma suçu 3 bin 253'de 4 bin 435'e, dolandırıcılık suçu 7 bin 528'den 9 bin 547'e, emniyeti suistimal suçu 5 bin 162'den 6 bin 393, suç malı satın almak satmak ve saklama suçu 510'dan 768'e, mala zarar vermek suçu 14 bin 156'dan 29 bin 481'e, mesken masuniyeti aleyhinden suçlar 2 bin 93'den 2 bin 422'e, hükümet emrine muhalefet suçu 2 bin 804'den 2 bin 469'a yükseldi. Mala karşı işlenen tasnif dışı suç sayısı da 10 bin 715'den 20 bin 384'e çıktı. MALİ SUÇLAR DA ARTTI Bu arada mali suçlardaki artış da dikkat çekici bulundu. Geçen yıl 11 bin 882 mali suç işlenirken, bu yılın 9 dokuz ayında bu rakam 12 bin 951'e yükseldi. Yurt genelinde polis sorumluluk alanında geçen yıl kıymetli evrakta sahtekarlık suçu sayısı 2 bin 584 olurken bu yılın ilk 9 ayında bu rakam 2 bin 786'a yükseldi. Kalpazanlık suçu 2 bin 248'den 3 bin 702'e, kıymetli taş ve maden kaçakçılığı sayısı 12'den 42'ye, tekel kaçakçılığı 526'dan 570'e, dolandırıcılık bin 94'den bin 361'e, karşılıksız çek 155'den 295'e, döviz kaçakçılığı 11'den 18'e yükseldi. Geçen yıl meydana gelen narkotik suç sayısı 6 bin 635 olurken, bu yılın 9 ayında meydana gelen narkotik suç sayısı 7 bin 341 oldu. ORGANİZE SUÇLAR DÜŞTÜ Geçen yıl bin 574 organize suç meydana gelirken, bu yılın 9 ayında meydana gelen organize suç sayısı bin 306'ya düştü. Organize suçlar arasında geçen yıla göre toplu kaçakçılık ve nükleer madde kaçakçılığı suçlarında artış gözlendi. Geçen yıl 54 toplu kaçakçılık suçu meydana gelirken bu yılın 9 ayında bu rakam 67'e, nükleer madde kaçakçılığı 3'den 4'e yükseldi. AA --------------------------------------------------------------------------- ----- RTÜK Başkanı Zahid Akman, hangi ismin Köşk'e sunulduğu konusunda yorum yapmadı. TRT için son söz Sezerde Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı Zahid Akman, TRT Genel Müdürlüğüne getirilecek ismin kararnamesinin Cumhurbaşkanı Sezerin onayına sunulduğunu açıkladı. NTV ANKARA - RTÜK Başkanı Zahid Akman, Cumhurbaşkanı Sezere TRT Genel Müdürlüğüne getirilecek ismin sunulduğunu söyledi. Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda, RTÜKün 2007 bütçesi görüşülürken TRT konusundaki bir soruyu cevaplandıran Zahid Akman, Biz 3 aday seçtik ve Bakanlar Kuruluna sunduk. Seçtiğimiz adaylardan birinin kararnamesinin hazırlanarak cumhurbaşkanlığına gönderildiği bilgisine sahibiz dedi. Ancak Akman bu ismin kim olduğunu açıklamadı. Bir başka soru üzerine de RTÜKün bir yasa taslağı hazırladığını ve tarafların görüşünü aldıktan sonra bunu Başbakanlığa ileteceklerini bildiren Akman, bu taslakta TRTnin denetimi ile yerli çizgi filmlere kota konulmasının da yer aldığını söyledi. --------------------------------------------------------------------------- ----- Lozan delindi Türklük sırada Yasayla azınlık vakıflarının yönetimini ele geçiren AB, 'Türklüğe hakareti kaldırın' diye bastırdı. 301. Madde bu hafta Meclis'te VAKIFLAR Yasası'nın Meclisten geçmesinin ardından AB'nin istekleri doğrultusunda Lozan'ı delme amacına yönelik yeni yasalar birer birer Meclis'ten geçiyor. Son olarak da Türk Ceza Kanunu'nun 301. Maddesi gündemde. İlerleme Raporu'nu geçen hafta yayımlayan AB Komisyonu, TCK'nın 301. Maddesi'nin değiştirilmesi gerektiğinin altını çizmişti. Hükümet de AB'den gelen tepkiler üzerine gerekli düzenleme için harekete geçti. Hükümet'in aralık ayında yapılacak AB Zirvesi'nden önce 301'inci Maddeyi Meclis gündemine getirmeye hazırlandığı ifade edildi. Hükümet, 301'inci Maddenin değişmesi konusuna yeşil ışık yakarken, düzenlemenin kaderi bu hafta belli olacak. Başbakan Erdoğan, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile yaptığı görüşmede konuyla ilgili olarak öneri istemişti. Başbakan, sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine, 'Bize bir teklif yapın. Biz buna da açığız' demişti. Muğlak ifadeler AKP'nin hukukçuları geçtiğimiz günlerde 301 konusunda bir çalışma yaptı. Edinilen bilgiye göre 301'deki muğlak ifadeler giderilecek, yurt içi ve yurt dışı ceza ayrımı kaldırılacak. 301. Maddenin, 'Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz' ibaresinin değiştirilebileceği ya da çıkarılacağı belirtildi. Maddede geçen 'Türklüğü' kelimesi yerine 'Türk Milleti' ibaresinin getirilmesi de tartışılırken, bu ibarenin değiştirilmesine sıcak bakılmıyor. Erdoğan sinyal verdi Erdoğan da, hafta sonu yapılan AKP 2. Olağan Kongresi'nde, 'Şimdi bir 301 diye tutturuluyor. Göğsümüzü gere gere söylüyoruz. Var mı bir teklifiniz? Çünkü biz bunu yaparken AB üyesi ülkelerle konuştuk. Oradaki uygulamalara baktıktan sonra, bizimkini bir metin haline getirdik. Onlar ne diyor; onlar 'Polonya milleti'', 'İtalyan milleti' diyor; Biz ne diyoruz? Biz de 'Türklük' diyoruz. Farkımız bu... 'Başka, şöyle bir madde ilave edelim' diyorlar. Eleştirel düşünce ile eğer bir yaklaşımda bulunuluyorsa bunlar kapsam dışındadır' dedi. Talepleri bitmiyor AB'nin Türkiye'den istediği ve İlerleme Raporu'nda yer alan ifadeler arasında Türkiye'nin Ek Protokol'ü tam olarak uygulamadığı ve limanları Kıbrıs Rum Kesimi bayraklı gemilere açmamayı sürdürdüğü dikkat çekiyor. Ek Protokol'ün uygulanmasının Türkiye'nin yasal yükümlülüğü olduğunun da altı çiziliyor. Azınlık haklarına dikkat çekilerek, 'Türk yetkililere göre 1923 tarihli Lozan Antlaşması uyarınca Türkiye'deki azınlıklar Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar olmak üzere gayrimüslimlerden oluşuyor. Fakat ilgili uluslararası ve Avrupa standartlarına göre Türkiye'de azınlık olarak tanımlanabilecek başka toplumlar da bulunuyor' denildi. Raporda, Heybeliada Ruhban Okulu'nun kapalı tutulduğu da kaydedildi. Tartışma konusu olan TCK 301. Madde şöyle: 1- Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 2- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 3- Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır. 4- Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. --------------------------------------------------------------------------- ----- Bu uyarıya dikkat! Yabancılara toprak satışında, İsrail - Filistin örneğini unutmayın. İsrail de toprak satın alınıp kurulmuştu YABANCILARA toprak satışının boyutları konusundaki tartışmalar sürerken, TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası'ndan çarpıcı uyarılar geldi. Hazırlanan 'Yabancılara Toprak Satışı:Neo-Liberalizmin Kıskacında Türkiye Toprakları' adlı kitapçıkta, İsrail'in ortaya çıkış serüvenine dikkat çekilerek, 'Yabancıların mülk ediniminin önünün açılması ile topraklarımızda yeni feodal senyörlere davetiye çıkarılmaktadır' uyarısı yapıldı. Avrupa ve Amerika kıtasındaki gelir düzeyi ile Türk halkının gelir düzeyi arasında fark olmasının karşılıklılık ilkesini uygulamada geçersiz kılacağının vurgulandığı çalışmada, İsrail Devleti'nin Filistinlilerden aldıkları topraklar üzerinde kurulduğunun unutulmaması gerektiği belirtildi. Kitapçıkta, Türkiye'nin enerji koridoru olarak adlandırılan Ortadoğu ve Avrupa gibi iki önemli bölgeyi birleştirdiği belirtilerek, toprak satışının uzun dönemli bütüncül bir devlet politikası üretilmeden hayata geçirilmesinin hata olduğu savunuluyor ve 'Toprağın ele geçirilmesinin, siyasi ve kültürel bağımsızlığın da elden çıkarılması anlamına geldiği gözden kaçırılmamalıdır.' deniyor. Hakkı KURBAN / ANKARA [ Tercüman ] --------------------------------------------------------------------------- ----- Boşanma ve çocuk Oturup defalarca düşündünüz belki... Aile büyüklerine, arkadaşlarınıza, eşe, dosta konuyu açıp, fikirlerini aldınız... Ya da belki kimseye söylemeden kendi aranızda konuyu görüşüp, bitirmeye karar verdiniz... En son onlar duydu belki... Belki de ev içindeki tartışma ve anlaşmazlıklar o kadar belirgindi ki, onlar en başından beri olacakları sezinliyor, hatta belki bekliyorlardı... Çocuklarımız... Zor olan dengedir "Boşanma"yı nasıl açıklayabilirsiniz? 2-7 yaş arası çocuklar 7-11 yaş arası çocuklar 11-17 yaş arası çocuklar 18 ve üzeri yaştaki çocuklar Çocukta gözlenebilecek tepkiler Şunlara dikkat edin --------------------------------------------------------------------------- ----- Kongrede gözden kaçanlar Türkiye'nin töre cinayetleri yarasına iktidar partisinin önem verdiğini göstermesi, sorunun çözümü yolunda bugüne kadar atılmış en önemli adımı oluşturuyor. AKP yönetimini ve yeni kadın yöneticilerini tebrik ediyoruz AKP Kongresi'nin-lider seçimi heyecanı yaşanmadığından olsa gerek-, sönük geçtiği, önemli gelişmeler olmadığı yolunda yorumlar yapıldı. Kongre ile aynı gün Ecevit'in cenaze töreni de olduğundan gazetelerin yazarları kongreyi izlemediler. Fakat görülüyor ki; kongreyi bu şekilde ihmal etmek biz medyanın bir hatasıymış. Çünkü bu kongrede Türk siyasi ve toplumsal yaşamı açısından son derece önemli olan birkaç gelişme yaşandı. Bunların ele alınıp dikkatle incelenmesi gerekiyor diye düşünüyoruz. İlk başta kongrede kadın-erkek ayrı oturma sistemi bu kez uygulanmadı. Bu, kadın meselesine AKP'de önemli bir yaklaşım olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin geleceğine damgasını vuracak AKP'nin bu yaklaşımı sergilemesi Türkiye açısından önemli bir gelişmedir. Bununla birlikte AKP büyük duyarlılık göstererek töre cinayetleri ile mücadele eden kadın üyelerini parti vitrinine yerleştirdi. Parti yönetimine ve MKYK'ya bu kadın üyelerden önemli bir bölümünü seçerek Türkiye açısından devrim bile sayılabilecek adım attı. Sol ve liberal partilerin bile kadın meselesini tutarlı bir şekilde ele alamadığı memleketimizde, AKP gibi dini vurgulamalarıyla öne çıkan bir partinin kadınlarla ilgili olarak bu kadar net tavır alması, Türkiye'yi bırakın, dünyada bile önemli bir gelişmedir. Bu nedenle Başbakan Erdoğan, Medeniyetler İttifakı hakkında en fazla laf söylemeyi hak eden lider olduğunu dünyada kanıtlamıştır. Türkiye'nin töre cinayetleri yarasına iktidar partisinin bu şekilde önem verdiğini göstermesi, sorunun çözümü yolunda bugüne kadar atılmış en önemli adımı oluşturuyor. Bu açıdan da AKP yönetimini ve yeni kadın yöneticilerini tebrik ediyoruz ve onlara başarı diliyoruz. Bu konudaki savaşlarında onlara gereken desteğimizi de vereceğimizi ilan ediyoruz. AKP Kongresi'nde atılan adım siyasi geleceğimiz açısından da hayli önemlidir. Görünen odur ki; Türkiye'nin yakın geleceğinde en önemli stres ve kavga konusu kadın odaklı olacaktır. Çünkü cumhurbaşkanlığı konusunda başı örtülü eş olasılığı şimdiden kavga konusu haline getirilmiştir. Kadın meselesine AKP Kongresi'nde görüldüğü şekilde yaklaşan parti yönetiminin ve Başbakan'ın bu tür kavgalar içine çekilmesi pek kolay ve pek de haklı görülmeyecek gibi bundan sonra. Bu konuda siyasi kavga yaşanmaması Türkiye'nin kazancı olacaktır. Bu kavganın gerçekten olmaması için Başbakan'ın kongrede attığı yumuşatıcı adımların sürmesini bekliyor ve umuyoruz. Bu arada medyanın AKP Kongresi'yle pek ilgilenmediği yorumları yapılırken, 'töre savaşçılarının vitrine çıkarıldığı'nı tespit edip bunu haberleştiren Ankara Büromuzu da keskin gözlemleri nedeniyle kutluyoruz. Serdar Turgut --------------------------------------------------------------------------- ----- Allah rızası için özgürlük 8 yaşında amcasının oğluna verilen, 12'sine kadar zorla dilendirilen küçük kız, polise sığınıp geleceğini kurtardı. Derdini dinleyip uyardı --------------------------------------------------------------------------- ----- Yoklanmayana ceza Askerlik yoklamasını yaptırmayanlar ile askerlik şubesine kaydını yaptırmamış olanlara ceza geliyor. TBMM Başkanlığı'na sunulan yasa tasarısı ile askerlik çağı gelenlerden yoklamasını yaptırmayanlara 20 YTL, herhangi bir askerlik şubesi kütüğüne hiç kaydını yaptırmamışlara da 30 YTL para cezası verilecek. [Takvim] --------------------------------------------------------------------------- ----- Davacı isteyince, hakim 8 kez bilirkişi raporu aldı Katipoğlu'nun tek mirasçısı kızı Mine Bakkal da, binada kendi hakkı olduğu gerekçesiyle dava açtı. 6 yıldır devam eden davaya bakan Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi Hakimi Bilal Yıldırım, değer tespiti için 7 defa bilirkişi heyeti görevlendirdi. 7 heyet de davalı payına ortalama 25 bin YTL değer biçti. Ancak mirasçı her rapora itiraz etti. Hakim de bu itirazları kabul ederek sekizinci kez Ankara'dan Mersin'e bilirkişi gönderilmesine karar verdi. Bilirkişi heyeti bu kez davalı payının 65 bin YTL değerinde olduğunu rapor etti. İlim Yayma Cemiyeti avukatı Selçuk Kar da, tarafsız olmadığı gerekçesiyle hakimin reddini istedi. Hakimin önceki 7 bilirkişi raporunu mu, yoksa Ankara'dan gönderilen bilirkişilerin raporunu mu dikkate alacağı ise bilinmiyor. Vakıf, miras bırakılan binayı yıkarak yerine yurt binası inşaatı başlattı. İnşaat, 2003 'te tamamlandı; ancak dava sürdüğü için yurt olarak kullanılamıyor. Büşra Erdem, İstanbul [Zaman] --------------------------------------------------------------------------- ----- Bucak'a hapis ve erteleme Susurluk kazasının 10. yılında eski milletvekili Sedat Edip Bucak'ın yargılandığı dava karara bağlandı. Bucak, "Çete üyelerine bilerek yardım etmek" suçundan 1 yıl 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, bir daha aynı suçu işlemeyeceği kanaatiyle Bucak'ın cezasını erteledi. Bucak 5 yıl içinde aynı suçu tekrarlarsa, bu durumda cezası infaz edilecek. [Takvim ] --------------------------------------------------------------------------- ----- AİHM'de Türkiye mahkum edildi AİHM, davayla ilgili olarak ''Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) örgütlenme hakkıyla ilgili 11. ve etkili başvuru hakkıyla ilgili 13. maddesini ihlal ettiği'' görüşüne vardı. Türkiye, davayla ilgili Turan'a mahkeme masrafı da içinde olmak üzere yaklaşık 5 bin Avro maddi tazminat ödeyecek. [Zaman] --------------------------------------------------------------------------- ----- Hollanda'dan Hrant Dink'e ödül Oxfam Novib'den yapılan açıklamada, her yıl dünyanın değişik ülkelerinde baskı ve sansür altında kalan yazar ya da sanatçılara bu ödülün verildiğini hatırlatılarak Dink'in mali ve moral açıdan desteklenmesinin amaçlandığı belirtildi. Dink, ödülünü, 18 Kasım'da Lahey'de düzenlenecek törenle alacak. Hrant Dink'e ödülle birlikte 2500 Euro verilecek. [ Zaman ] --------------------------------------------------------------------------- ----- Polis, çocuk pornosuna karşı hacker yetiştiriyor Soner KOCAER/ ANTALYA, (DHA) Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen İnternette Çocuk İstismarı ile Mücadele Eğitici Yetiştirme Eğitimi Antalyada başladı. Antalya Emniyet Müdürlüğü Uncalı Sosyal Tesisleri'nde düzenlenen kursa, 13 ilden 24 personel katılıyor. Asayiş Daire Başkanlığı İnsan Ticareti ve Cinsel Suçlarla Mücadele Büro Amiri İbrahim Sarı ve başkomiserler Tamer Bulcun ile Dinçer Ay tarafından verilen eğitimde polislere, internet üzerinden pornografik çocuk videoları ve fotoğrafları indiren kişilerin tespiti için bilgisayar eğitimi veriliyor. POLİSTEN UYARILAR Emniyet yetkilileri, bilgisayar kullanıcılarının internet ortamında işlenen bilişim suçlarının mağduru olmaması için dikkat etmeleri gerekenleri şöyle sıraladı: --------------------------------------------------------------------------- ----- Prangalı Kadını 5 dolarla yolladılar Doğan ULUÇ/NEW YORK Türk basınında "Prangalı Kadın" diye tanınan Fügen Gülertekin, nihayet özgürlüğüne kavuştu. Ohioda açtığı çocuk bakımevinde 5 aylık bir çocuğu şiddetle sallayarak kafatasında çatlama oluşturduğu suçlamasıyla 8 yıl hapse mahkûm olan Gülertekin, cezasını tamamladıktan sonra sınırdışı edilerek Türkiyeye iade edildi. ABDli yetkililer, Gülertekinin cebine 5 dolar koyup eşiyle görüşmesine bile izin vermeden, 3 polis eşliğinde Türkiyeye yolladılar. PRANGALI Kadın Fügen Gülertekin, Ohio Göçmen Dairesinin biri kadın ikisi erkek 3 polis eşliğinde Türkiyeye gönderildi. Ohio Göçmen Dairesi yetkilileri, cebine 5 dolar koydukları Fügen Gülertekinin Türkiyeye gönderilmesinden önce, Columbus şehrindeki eşi Erdal ve kızı Zelişle görüşmesine de izin vermediler. Gülertekin geçen hafta sonu İstanbula döndükten sonra, ailesini telefonla arayarak "Türkiyeye sağ salim döndüm" diye haber verdi. TÜRKİYE DEĞİŞMİŞ 52 yaşındaki "Prangalı Kadın" Hürriyete ilk izlenimlerini şöyle anlattı: "Maceralı bir dönüş yaptım. Ben bırakalı Türkiye çok değişmiş. İlk kez sokağa çıktığımda Türkiyenin çok geliştiğini gördüm. Mağazalar, binalar Amerikayı, Avrupayı aratmayacak ölçüde. Haksız yargılanmam ve hüküm giymemden ötürü üzgünüm. Vatanıma döndüğüm için de mutluyum." Gülertekin "Amerika benim içim bir rüyalar ülkesiydi. Ama gerek orada çalışma hayatım gerekse cezaevinde geçen yıllarım sonunda Amerikanın farklı olmadığını gördüm. Bütün dünyada dil, ırk ve kıyafet ayrı olmasına rağmen insanlar hep aynı" diye konuştu. HAK SAVAŞI SÜRECEK Gülertekin cezavinde üç kilo aldığını, elbise bedeninin 38 ölçüden 42ye çıktığını, saçlarının ağardığını söylüyor. Mahkûmiyeti ve sınırdışı edilmesi nedeniyle bir daha Amerikaya girmesi yasaklanan Fügen Gülertekin şöyle konuştu: "20 yıl süreyle Amerikada yaşadım ve çalıştım. Ancak sınırdışı edildiğim için Yeşil Kart sahibi olmama rağmen sosyal sigortadan emeklilik hakkımı kaybettiğimi söylediler. Kazanılmış hakkımın kaybolmaması gerekiyor, araştıracağım. Bundan sonra ailece yeni bir hayat düzeni kurmamız gerekecek. Kocam ve kızım Ohioda çalışıyorlar. Türkiyeye dönmeye kalksalar madden büyük kayıpları olacak. Kocamın çalışma hayatının sıfırdan başlaması gerekecek. İlkin güneyde bir hafta kadar dinlenip toparlanacağım, sonra ne yapacağıma karar vereceğim. Kızım Zeliş bir kaç hafta sonra Türkiyeye gelecek. Cezaevine girdiğim zaman kızım 14 yaşında idi, şimdi 22sinde. Onu sarılıp kucaklamayı çok özledim." Gülertekin bir üniversiye öğretim üyeliği, şirketlerde danışmanlık yapmayı planlıyor. /_newsimages/2440741.jpg Sakatladığı öne sürülen çocuk İlkokula gidiyor Fügen Gülertekinin davası, uzun yıllar hem ABD basınını, hem Türk basınını meşgul etti. Irk ayrımcılığının yoğun olduğu Ohio eyaletinin Columbus kentinde süren duruşmalarda Gülertekinin avukatlarının savunmaları engellendiği gibi, mahkeme hakimi belge ve tıbbi raporları dikkate almaya yanaşmadı. Aynı eyalette baktıkları çocukları "sallayarak" ölümlerine neden olan Amerikalı iki çocuk bakıcısı ise cezaevine düşmeden serbest bırakıldılar. Gülertekinin "sakatladığı" iddia edilen Patrick Lape adlı bebek ise bugün ilkokula gidiyor. Gülertekinin hüküm giymesinde, Patrickin babasının popüler bir TV kanalı yöneticileri ile Ohionun yüksek tirajlı gazetesinin yazı işleri müdürünün yakın arkadaşı olması önemli bir faktör oldu. İki basın kuruluşu, tek taraflı yayınlar yaptı. AYAĞINA ELEKTRONİK PRANGA TAKILMIŞTI "Prangalı Kadın" olayının geçmişi 1997 yılına uzanıyor. Fügen Gülertekin, Columbusun en seçkin kesiminde Kıbrıslı bir Türk işadamının sağladığı krediyle çocuk yuvası kurdu. 12 Haziranda yuvadaki 5 aylık Patrick Lape adlı çocuğun boğazına takılan yemek parçalarını çıkartmaya çalışırken, ambulansa da haber verdiler. Patrick hastaneye kaldırılıp tedavi edildi ve ayni gün evine gönderildi. Birkaç hafta sonra çocuğun ailesi, Gülertekinin Patricki şiddetle sallayarak kafatasında çatlak oluşturduğunu ileri sürüp dava açtılar. Duruşmalar sürerken Fügen Gülertekin, 1998 Ocak ayından Eylüle kadar ayak bileğine takılan "elektronik pranga" ile ev hapsi geçirdi. Gülertekin, 8 yıl hapse mahkûm oldu ve cezaevine gönderildi. Gülertekin 3 Ekimde cezaevinden çıktı. Türkiyeye iade işlemleri yapılırken bir ay süreyle Kadın Göçmenler Cezaevine kaldı. Geçen perşembe günü Ohiodan iki polis eşliğinde Türkiyeye iade edildi. --------------------------------------------------------------------------- ----- Sakala göz yuman amire 3 yıl hapis Oya ARMUTÇU / ANKARA [ Hürriyet ] Yargıtay 4. Ceza Dairesi, sakallı işe gelip giden memurlara göz yuman amirlerin, 1-3 yıla kadar hapis cezası ile yargılanmalarının önünü açtı. Yargıtayın kararı, 1994-2002 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesinde Recep Tayyip Erdoğan ve Ali Müfit Gürtunanın belediye başkanlığı dönemlerinde, sakallı memurlara göz yuman müdür ve daire başkanlarına verilen beraat kararının bozulmasıyla alındı. Üç amir, şimdi bozma kararı ışığında İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesinde 3 yıla kadar hapisle yeniden yargılanacak. Karar, diğer amirler için de aleyhte "örnek" niteliği taşıyor. Dava dosyasına göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde görevli H.F, S.A.O, A.Z.Ş adlı müdür ve daire başkanı olan sanıklar, Acil Yardım ve Can Kurtarma Müdürü S.D, Mezarlıklar Müdürlüğünde Şef İ.C ve Su Ürünleri Hal Müdürlüğünde görevli memur İ.Gnin amiri konumundaydılar. Bu memurlar belediyede göreve başladıkları andan itibaren sakallı işe gelip gittiler. Ancak amirleri konumundaki üç sanık, suç tarihi olan 1994ten 2001 yılına kadar sakalları ile ilgili herhangi bir işlem yapmadı. Sicil raporlarında sakallı fotoğraf kullanılması bile olumsuz puan olarak değerlendirilmedi. 2001 yılından sonra ise bu kişilere "uyarı" ve "kınama" şeklinde disiplin cezası verildi. İstanbul Valiliğinin takibi ve incelemesi sonunda üç sanık amire İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesinde "Görevde yetkiyi kötüye kullanmaktan" dava açıldı. Üç amir süreç sonunda ceza aldı. --------------------------------------------------------------------------- ----- Rehn: AB'de Türkiye'yi küçümseme eğilimi var BRÜKSEL (A.A) AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, AB'de Türkiye'nin stratejik öneminin küçümseme eğilimi olduğunu söyledi. Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ve ABD'nin eski BM Daimi Temsilcisi ve Kıbrıs Özel Temsilcisi Richard Holbrooke ile birlikte düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu tarafından düzenlenen Türkiye'yi Kaybediyor Muyuz? başlıklı panele konuşmacı olarak katılan Rehn, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde reformlar ve Kıbrıs olmak üzere iki süreci birlikte götürdüğünü belirtti. Reformlar konusunda geri dönüşün söz konusu olmadığını, sadece daha hızlı yol alınmasına ihtiyaç duyulduğunu bildiren Rehn, TBMM'nin üzerinde çalıştığı 9'uncu reform paketinde Ombudsmanlık müessesesinin getirilmesi ve dini vakıflarla ilgili düzenlemeler gibi çok önemli unsurlar bulunduğunu kaydetti. [ Hurriyet ] Bunlardan daha önemlisi, ifade özgürlüğünü kısıtlayan 301'inci maddenin değiştirilmesi diyen Rehn, bununla ilgili girişimin Türk sivil toplum kuruluşlarından gelmiş olmasından övgüyle bahsetti. AB'de Türkiye'nin üyeliğine şüpheyle yaklaşan çevrelerin aynı zamanda ifade özgürlüğü konusunda çok hassas olduğundan bahseden Rehn, 301'inci maddenin AB standartlarına uyumlu olacak şekilde değiştirilmesinin Türkiye'nin üyeliğine verilen desteği artıracağını dile getirdi. Rehn, Türkiye'nin AB yolculuğunda yaşanabilecek bir tren kazasının AB, Batı dünyası ve Türkiye tarafından paylaşılan ortak stratejik çıkarı tehlikeye sokacağı uyarısında bulundu. AB'de Türkiye'nin stratejik önemini küçümseme eğilimi var diyen Rehn, Türkiye'nin bölgesinde demokrasinin standartlarını belirlediğine, Batı ile İslam dünyası arasında köprü oluşturduğuna ve medeniyetler buluşmasının Türkiye sayesinde yakalanabileceğine dikkati çekti. Buna karşın Türkiye'de bazen stratejik önemin abartıldığını savunan Rehn, Dengeyi bulmamız gerekiyor. Türkiye büyük, gururlu ve stratejik önemi olan bir ülke olsa da, katılım süreci herkes için aynı şeklinde konuştu. Avrupalı bazı liderlerin Türkiye'nin üyeliğine karşı söylemlerini eleştiren Rehn, Türkiye'nin tam üyeliğine daha zayıf taahhüdün koşulluluk ilkesini zayıflatacağı ve bunun sonucunda Türkiye'deki reform sürecinin kaçınılmaz olarak yavaşlayacağını söyledi. Koşulluluk ilkesine de açıklık getiren Rehn, her aday ülkenin katılım koşullarını eksiksiz karşılaması gerektiğini ifade etti. Rehn, AB Komisyonu tarafından yayımlanan ilerleme raporunun tarafsız, dengeli ve adil hazırlandığını savunarak, Türkiye tüm kriterleri karşılarsa 10-15 yıl sonra AB'ye katılımı, üye devletlerce onaylanmasından önce, AB halklarının kalplerinden onay almış olacaktır dedi. DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜNDEN ÜZÜNTÜ DUYUYORUM Finlandiya'nın Kıbrıs formülünün Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde olası bir tren kazasını engellemeye yönelik olduğunu ve tüm taraflar için kazan-kazan yaklaşımı getirdiğini belirten Rehn, AB üyesi tüm ülkeleri plana destek vermeye davet etti. Rehn, Kıbrıslı Türkler (KKTC) için hazırlanan doğrudan ticaret tüzüğünün AB üyesi ülkelerce henüz onaylanmamış olmasından üzüntü duyuyorum. Bu tüzüğü onaylamanın vakti gelip geçmektedir şeklinde konuştu. Kıbrıs sorunu konusunda BM'nin daha yetkin olduğunu, fakat topraklarını da ilgilendirdiği için AB'nin konuya dahil olduğunu iddia eden Rehn, önümüzdeki birkaç yılda belki de son çözüm şansı olan Finlandiya'nın çabalarının küçümsenmemesini istedi. RICHARD HOLBROOKE ABD'nin eski BM Daimi Temsilcisi ve Kıbrıs Özel Temsilcisi Richard Holbrooke ise ABD olarak AB ve Türkiye arasındaki uzun nişanın evlilikle sonuçlanmasını beklediklerini kaydederek, Türkiye'nin AB hedefine ve stratejik önemine her zaman inandım. Türkiye'ye teknik engeller çıkarılıyor, ama Türkiye çok daha fazla krediyi her zaman hak ediyor dedi. Fransa başta olmak üzere bazı AB üyelerini Türkiye konusundaki kafa karışıklıkları nedeniyle eleştiren Holbrooke, Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaign 'Türkiye'ye AB'de yer yoktur' diyor. Bu türaçıklamaların büyük olumsuz etkisi olur dedi. Türkiye kamuoyunda yıllardır dost ülke olarak görülen ABD'ye verilen desteğin gerilemesinde ABD tarafının son yıllarda ilişkileri kötü yönetmesinin etkili olduğunu anlatan Holbrooke, AB'nin aynı hataları tekrarlamamasını istedi. Richard Holbrooke, Kıbrıs konusunda çok fazla konuşmak istemediğini belirtse de, önerilerine rağmen AB'ye katılım için oluşturulan müzakere heyetine Türk tarafının katılmaması gibi KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "büyük hatalar" yaptığını ileri sürdü. --------------------------------------------------------------------------- ----- Emekliye kamuda çalışma şansı Anayasa Mahkemesi, kamu kurumlarından emekli olanların yeniden kamuda çalışmasının önünü kapatan 2005 yılı bütçesindeki düzenlemenin, Anayasaya aykırı olduğunu belirterek, iptal kararı verdi. Anayasa Mahkemesi, Zonguldak İdare Mahkemesi'nin 2005 Mali Yılı Bütçe Yasası'nın kamu emeklileriyle ilgili kısmının iptali istemiyle yaptığı iptal başvurusunu görüştü. 2005 Mali Yılı Bütçesi'ne göre, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin yüzde 50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamıyor ve görev yapamıyorlardı. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin oyçokluğuyla aldığı kararın gerekçesinde, diğer yasalarla düzenlenmesi gereken konuların bütçe yasasıyla düzenlenmesinin Anayasaya aykırı olduğu kaydedildi. (ANKA) - Sabah --------------------------------------------------------------------------- ----- Botaş'ta yolsuzluk BOTAŞ'ta koltuk kavgası ilginç bir raporun ortaya çıkmasını sağladı. Teftiş Kurulu Başkanı görevden alınınca, kurumun zarara uğratılmasıyla ilgili bir müfettiş raporu daha ortaya çıktı. Kurumun son 10 yılda, bazı özel şirketler ile bazı kurumlara BOTAŞ'ın maliyetlerinin altında gaz satarak toplam 264 milyon 789 bin 503 ABD dolar zarara uğratıldığı tespit edildi. Usulsüzlük, BOTAŞ Teftiş Kurulu Başkanları arasında yaşanan çekişme sonucu ortaya çıktı. Geçen yıl BOTAŞ Teftiş Kurulu Başkanlığı'ndan alınan Niyazi Paksoy, görevine iadesi amacıyla İdare Mahkemesi'ne dava açtı. Sonraki Teftiş Kurulu Başkanı Mustafa Karbeyaz ve BOTAŞ Genel Müdür Vekili Rıza Çiftçi tarafından mahkemeye gönderilen, savunmada BOTAŞ'ta yıllardır mevzuata aykırı olarak, farklı fiyat uygulamaları yapıldığı açıklandı. Yazıda BOTAŞ'ın, 1993-2003 yılları arasında toplam 264 milyon 789 bin 503 ABD doları zarara uğratıldığı vurgulandı. Mahkemeye BOTAŞ'ın, 10 yıl içinde, müşterilerle yapılan doğalgaz sözleşmelerinde mevzuata aykırı farklı fiyat uygulamaları yapılmasıyla ilgili soruşturma, Müfettiş Zeynep Karbeyaz tarafından 30 Nisan 2003 tarihinde tamamlanan teftiş raporunda ortaya kondu. Karbeyaz, raporunda şu tespitlere yer verdi: "BOTAŞ'ın bazı müşterilerine, farklı yerlerdeki tesislerinin tek sözleşme kapsamına alınması ve böylelikle tüketim kademesi yükseltilerek, artan tüketim miktarına bağlı olarak, daha ucuz fiyat uygulanmasına yönelik tarife yapısı içerisinde, bu müşterilere daha ucuz fiyat uygulanması nedeniyle 10 milyon 206 bin 180 ABD doları tutarında zarara uğratıldığı tespit edildi. Yılda 100 milyon metreküp üstü tüketim yapan müşterilere tarife dışında ekstra indirimler yapılmış olması nedeniyle BOTAŞ, 22 milyon 613 bin 526 ABD doları gelir kaybına uğratılmıştır. Satış fiyatlarından zaman zaman, satış maliyetlerinin altında belirlenmiş olması nedeniyle, 196 milyon 580 bin 314 ABD doları tutarında kurum zararına sebebiyet verdiği belirlenmiştir. Uygulanan satış fiyatlarının zaman zaman ağırlıklı ortalama alış fiyatlarının bile altında belirlendiği ve bu şekilde oluşan kurum zararının 35 milyon 389 bin 483 ABD doları olduğu tespit edildi" 6 Şubat 2006'da, Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığı'na gönderilen resmi yazıda, "Teftiş Kurulu Başkanı Niyazi Paksoy, Çeşitli uygulamalarla konuyu sürüncemede bırakmak suretiyle 30 nisan 2003 tarihli inceleme raporunun, Enerji Bakanlığı'na intikaline engel olmuştur. Böylelikle zamanaşımı bağlamında, raporda yer verilen bazı hatalı eksik ve yanlış uygulamalar dolayısıyla ilgili personelin kusur ve sorumluluklarının söz konusu olabileceği BOTAŞ'ın mali kayıplar konusunda açılması söz konusu olabilecek davalar açısından yaklaşık 2 yıllık bir gecikmeye uğranılmasına sebebiyet verilmiştir" denildi. (ANKA) - Sabah --------------------------------------------------------------------------- ----- Ayakta tedaviye ilaç sınırı kalktı Pratisyen hekimler de ilaç yazacak. RADİKAL - ANKARA - Danıştay, pratisyen hekimlerin reçete yazmalarını kısıtlayan ayrıca ayaktan tedavilerde reçetelere en fazla dört kalem ve yedi günlük tedavi dozunu aşmayacak şekilde ilaç yazılmasını öngören düzenlemeye geçit vermedi. Kısıtlamalar 'Maliye Bakanlığı Tedavi Yardımı Tebliği'yle gündeme gelmiş, Türk Tabipleri Birliği (TTB) tebliğ aleyhine dava açmıştı. TTB'nin tebliğle ilgili yürütmeyi durdurma istemi Danıştay 5 ve 10. dairelerince oluşturulan ortak heyet tarafından incelendi. İnceleme sonunda şu maddelerin yürürlüğü durduruldu: Hangi kısıtlamalar kalktı? Bir ayda ikinci iptal --------------------------------------------------------------------------- ----- Adalette 'büyük birader' kaygısı Teknoloji sayesinde yargının daha hızlı işlemesini hedefleyen 'Ulusal Yargı Ağı Projesi, tüm işlemleri baştan sona Adalet Bakanlığı'nın gözü önüne seriyor. Gizli bilgiler hâkim ve savcılara kapalıyken sistemi kuran firma görebiliyor ADNAN KESKİN (Arşivi) 'Bakanlık elini çeksin' --------------------------------------------------------------------------- ----- Mirasta Zeki Müren düzenlemesi RADİKAL - ANKARA - Sanatçı Zeki Müren'le ilgili miras davasından yola çıkılarak Türk --------------------------------------------------------------------------- ----- 'Töre ve ahlak şiddete mazeret olamaz' Bakan Nimet Çubukçu, Sema Işıl Doğan, Emine Erdoğan ve Vuslat Doğan Sabancı (soldan sağa) Aile İçi Şiddete Son Kampanyası kapsamındaki konferansta bir araya geldi. RADİKAL - İSTANBUL - Başbakan Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan Aile İçi Şiddete Son Kampanyası kapsamında düzenlenen Arama Konferansı'nda "Şiddetin en önemli nedeni yetersiz eğitimdir. Hiçbir töre, gelenek ve ahlak anlayışı şiddete mazeret olamaz" dedi. Çubukçu basını eleştirdi --------------------------------------------------------------------------- ----- y a z a r l a r --------------------------------------------------------------------------- ----- Laiklik tacirleri Türker Alkan - Radikal AKP hareketi gittikçe psikolojideki 'çifte kişilik' dediğimiz olguya dönüşüyor. Bir şeyi söylerken, aynı anda tersini de söyleyebiliyorlar. Belki 'Politikanın icabıdır' diyeceksiniz, ama iş öyle değil. Bu kadar 'çifte kişilik' görüntüsü, politik olmaktan çok psikolojik bir görüntü sergiliyor sanırım. --------------------------------------------------------------------------- ----- İslam ve Batı çatışması NE kadar istemesek de, Huntington'un "medeniyetler çatışması" tezini doğrulayan olgular artıyor, yanlışlayan olgular azalıyor. Bilhassa İslam ve Batı dünyaları arasında. Rejimler ve toplumlar İlerlemenin yolu t.ak...@milliyet.com.tr --------------------------------------------------------------------------- ----- Laik eğitim neden rahatsız ediyor? Mehmet Y. YILMAZ - HÜRRİYET MİLLİ Eğitim Şûrasına illerde oluşturulan komisyonlardan gönderilen isteklerden dün genel olarak söz etmiştim. Bugün biraz ayrıntıya girelim istiyorum. Söz konusu komisyonlar, illerde eğitimden sorumlu vali yardımcısı başkanlığında kuruldu ve "eğitimcilerin" önerilerini toplayıp Şûraya gönderdi. Dün Şûranın açılışında yaptığı konuşmada Milli Eğitim Bakanı, 12 yıllık kesintisiz eğitimden söz ediyordu ama benim elime ulaşan bilgiler, bu komisyonlardan gelen önerilerin tam tersi eğilimde olduğunu gösteriyor. Din Kültürü ders saatlerinin artırılması, seçmeli Kuran derslerinin konulması, imam hatip liselerinin "genel lise" kapsamına alınması gibi öneriler bunlar. Ve yine birçok öneri de 8 yıllık kesintisiz eğitimin bölünmesini içeriyor ki bunun bir tek anlamı var: Kuran kurslarını yaygınlaştırmak için uygun ortam yaratmak. Ve bir öneri de Iğdırdan gelmiş: 23 Nisan ve 19 Mayıs törenleri için hazırlıklar çok uzun oluyor, bu süre kısaltılsın ve kutlamalar genel olmaktan çıkarılsın, her okul kendisi kutlasın! Birisi "ulusal egemenlik bayramı", diğeri Kurtuluş Savaşının başladığı gün için kutlanan "gençlik bayramı"! Belki de utanmasalar tamamen kaldıralım diyecekler ama şimdilik "kutlamalar genel olmaktan çıkarılsın" diyorlar. Bu tablo açıkça gösteriyor ki Milli Eğitimde yapılmak istenen şey, eğitim sürecine dini bir içerik kazandırmak. Eminim ki şimdi bunu yazdım diye şöyle açıklamalar da yapılacaktır: Çocuklarımız dinlerini öğrenmesinler mi? Ben de bu soruya şimdiden bir başka soruyla karşılık vereyim: Siz, laik eğitim düzeni içinde dini bilgilerinizi edinmek fırsatını bulabildiğinize göre, çocuklarımız da aynı laik düzen içinde neden dini bilgileri öğrenemesinler? Bir fotoğraf, bazen bir sayfa habere bedeldir 17 aylık bir bebeğin, annesinin de bulunduğu bir ortamda şiddete maruz kalıp bir de tecavüze uğramış olması, bütün ülkede derin bir üzüntüye yol açtı. Başta Hürriyet olmak üzere tüm gazetelerde bu bebeğin başından geçenler haberleştirildi. Bu haberlerde kimliğinin belli olmasını önleyecek şekilde "mozaiklenmiş olarak" bebeğin fotoğrafı da yayımlandı. Dün Hürriyet ve Sabahın "okur temsilcileri", o fotoğrafın gazetelerde kullanılmasını eleştiriyordu. Hürriyetin okur temsilcisi, fotoğrafın "haberin unsuruymuş gibi kullanıldığını, ama habere hiçbir şey katmayacağını" yazdı. Sabahın okur temsilcisi ise "Bebeğin fotoğrafı yayımlanmasa da olurdu" diyordu. İki görüşe de katılabilmek mümkün değil. Çünkü en temel kurala uyulmuştu: O fotoğrafa bakarak bebeğin kimliğinin teşhis edilmesi mümkün değildi. Fotoğrafın "gereksizliğine" gelince: Bu fotoğraf olmasaydı, birçok kişi o haberi sıradan bir üçüncü sayfa haberinden ayırt edemezdi. O fotoğraf olduğu içindir ki o talihsiz bebeği kendi çocuklarımızla, torunlarımızla, yeğenlerimizle, yakından tanıdığımız bebeklerle özdeşleştirebildik. O bebeğin çektiği acıları yüreğimizin derinliklerinde hissedebilmemizi bu fotoğraf sağladı. Ve bu özdeşleştirme, haberin herkesin dikkatini çekmesine ve konunun gündemde kalmasına yardım etti. Birçok okuyucunun, bu haberin yayımlanmasına itirazları olduğunu da biliyoruz. Okur temsilcilerinin köşelerine yansıyan mektuplar bunu gösteriyor. Şunu unutmamak gerek: O haber yayımlanmasaydı, giderek büyüyen bir tehlikeden bütün toplumun nasıl haberi olacaktı? Böyle bir tehlikenin varlığı açıkça ortaya konmazsa, yetkililerin bu konunun üzerine gitmeleri nasıl sağlanacak? Gazetecilik görevimiz, bazen hiç hoşlanmadığımız haberleri de sayfalarımıza taşımamızı zorunlu kılıyor. Hep söylediğim gibi, bizim işimiz topluma bir ayna tutmak. O aynadan yansıyan görüntüler biz gazeteciler dahil kimsenin hoşuna gitmese bile görevimiz o aynayı tutmaya devam etmek. Parti böyle kurulmaz İSTANBULun eski Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtunanın "Turkuaz Hareketi" öyle görünüyor ki daha doğmadan ölüm sürecine girdi. Gürtunanın dün Sabahta yayımlanan demecinin başlığı şuydu: "Partimiz seçime yetişecek. Sarıgül de bizimle." Gürtunanın "Bizimle birlikte olacaklar" dediği isimleri okurken şaşırdığımı söylemeliyim. En çok şaşırdığım isimlerden biri de Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül idi. Ancak dün daha öğlen olmadan Mustafa Sarıgül bir basın toplantısı yaparak Gürtunanın iddiasının doğru olmadığını belirtti. Sosyal demokrat bir siyasetçi olarak böyle bir girişimin içinde yer alamayacağını söyledi. Eminim ki Gürtunanın listesindeki başka sosyal demokrat isimler de bugün yarın benzer açıklamalar yapacaklardır. Gürtunaya şunu hatırlatmak istiyorum: Siyasi hareketler elmalar ile armutların bir araya gelerek gerçekleştirebilecekleri hareketler değildir. Toplumda ideolojik bir tabanı olmayan hiçbir hareket partileşemez, adına siz parti deseniz bile bu oluşumlar seçimlerde bir varlık gösteremez. Öyle görünüyor ki Gürtunanın partisi de bir "arkadaş kulübünden" daha ileriye gidemeyecek. --------------------------------------------------------------------------- ----- Sezer çok iyi etmiş CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer dün Ankarada çalışmalarına başlayan 17nci Milli Eğitim Şûrasına katılmadığı gibi, herhangi bir mesaj da göndermemiş. İlk bakışta yadırganabilecek bir durum... Çünkü Sayın Cumhurbaşkanının eğitim konularına ilgi duyduğu biliniyor. Lakin Cumhurbaşkanının eğitim kadar, hatta ondan da fazla, laik eğitimin ne durumda olduğuna da ilgi duyduğu ve olanı biteni izlediği biliniyor. Büyük Atatürkün gerçekleştirdiği tüm devrimleri benimsemiş bir Cumhurbaşkanının bugünkü Milli Eğitim Bakanının ve bugünkü iktidarın izlediği eğitim politikasını onayladığı anlamına gelecek her türlü sözden ve hareketten kaçınmasından doğru ne olabilir? Biraz daha açalım: Her Eğitim Şûrasında olduğu gibi elbet bunda da "eğitim" politikalarıyla ilgili çeşitli görüşler ileri sürülecek, çeşitli öneriler tartışılıp karara bağlanacak. Siz sanıyor musunuz ki bu görüşler ve bu öneriler "özgürlük" temelinde üretilen görüş ve öneriler olacaktır? Yok öyle şey! Bunlar eminiz ki çoktan siparişi verilmiş, onayı alınmış senaryolarla ortaya çıkacak ve önceden belirlenen sonuçlara ulaşacaktır. İsterseniz bu önerilerden 12 Kasım 2006 tarihli Milliyete yansıyan birkaçını özetleyelim: İmam Hatip Liseleri (İHL) meslek lisesi kapsamından çıkartılıp özel statüde değerlendirilmeli. (Batmanın önerisi) Kuran-ı Kerim seçmeli ders olmalı. İlköğretim 4+4 olarak düzenlenmeli. (Denizlinin önerisi) İlköğretim 5+3 veya 4+4 olmalı. Din kültürü ve Ahlak Bilgisi süresi artırılmalı (Elazığın önerisi) Zorunlu eğitim 5+3 şeklinde planlanmalı. İHLler meslek lisesi statüsünden çıkarılıp din eğitimi ağırlıklı sosyal bilimler lisesi olarak düzenlenmeli. (Gaziantepin önerisi) Öğretmen Liseleri ve İHLler genel lise kapsamına alınmalı. (İstanbulun önerisi) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders saati artırılmalı. (Uşakın önerisi) Gördüğünüz gibi öneriler iki çizgide yoğunlaşıyor. Biri İmam Hatip Liselerini ne yapıp yapıp "genel lise" statüsüne kavuşturmak. Öteki de "din kültürü ve ahlak dersini artırma" gerekçesiyle okulları medreseleştirmek. İHLler konusunda önce onları meslek lisesi statüsünden çıkarmak lazım. Çünkü meslek lisesi olarak kalınca, kendi mesleğinin dışındaki bir fakülteye girmek isteyene uygulanan katsayı, genel liselerden gelenlere göre az oluyor. Oysa bakan, İHLleri genel lise konumuna getirirse oradan mezun olanların her fakülteye girmesi sağlanabilir. O zaman da bir gün ülkeyi o ellere teslim etmek mümkün olur. Tüm öteki yanlışlarını ve laik Cumhuriyeti işlemez hale getirme çabalarını bir kenara koyun... Sadece bu bile yetmez mi Sezerin protestosuna? --------------------------------------------------------------------------- ----- Üşü- Yorum Merve Kavakçı, Ecevit'in vefatı ile ilgili olarak görüşleri sorulduğunda şu manidar cevabı vermişti: "Dava en yüce mahkemeye intikal etmiştir. Şu aşamada başka bir şey söylemek uygun değildir." Amiral Gemisi'nin Kaptan Köşkü'nde Oturan Zat, bu sözleri okuyunca "metalik bir soğukluk" hissetmiş? Kavakçı'nın cevabı anlayana -soğukluk ne kelime- yeterince sıcak; hatta yakıcı bile? Hürriyet'in Kaptanı, Kavakçı'nın 1999 Mayıs'ındaki yemin töreninde TBMM Genel Kurul salonuna girmesini "sivil darbe girişimi" diye niteliyordu? "Darbeyi Ecevit'in önlediğini" vurgulayarak "O gün darbe başarılsaydı, Türkiye'de neyin nereye gideceğini kimse bilemezdi" diyordu? Oysa, hepimiz şahidiz: Başörtülü Kavakçı'nın Genel Kurul'a gelmesi değil; yemininin engellenmesi bir "darbe" idi? Kaldı ki, o esnada "postmodern darbemiz" 28 Şubat hüküm sürmekteydi: Hürriyet'in Kaptanı da 28 Şubat'ı canla başla destekliyordu? Kavakçı'nın TBMM'de başörtüsüyle yemin etmesine mani olan hiçbir Anayasa maddesi, kanun, tüzük, yönetmelik vesaire yoktu. Ancak, o günkü hükümeti de yöneten Yasakçı Egemenler'in "darbe"si ile milletvekili olarak yemin etmesi engellenmişti, Merve Kavakçı'nın? Demokratik bir sandıktan alnının akıyla çıkmış, Seçilmiş Bir Vekilin hakkı zorla gasp edilmişti. Kavakçı'ya yapılan o darbe olmasaydı, "Türkiye'nin demokratik bir ülke olma yolunda gideceği" açıktı! "Metalik Soğukluk" Adli Tıp koridorlarında, en çok da morglarda hissedilir? Hürriyet kaptanının cinayet romanlarına/seri katil hikayelerine düşkün olduğunu biliyoruz? Buna mukabil, Merve Kavakçı'yı Patricia Cornwell'ın romanlarındaki karakterlerden biri yapma girişimi beyhudedir! Merve Kavakçı'nın/üniversitelerdeki Kavakçı'ların başörtüsünü yasaklayanların "Seri İnsan Hakları Cinayetleri" ise sadece Cornwell'ın kitaplarına değil, meşhur CSI/New York dizisine girmeyi çoktan hak etmiş bulunuyor! *** Gelelim gerçek manadaki cinayetlere; hatta katliamlara? İsrail'in Gazze'deki son katliamında roketlerin hedefi olan 19 Filistinli'den 13'ü aynı ailedendi; hayatını kaybedenlerin 9'u da çocuk'tu? Sadece bölgede değil, gezegenimizin hemen her tarafında yer yerinden oynadı. Ne var ki, Hürriyet'in birinci sayfasında bu haber hiç yoktu! Hatırlayınız: Hürriyet, Lübnan Savaşı esnasında İsrail'in yüzlerce masum sivili/çocukları katlettiği gerçeğini hasıraltı etmeye çalışmıştı? Hürriyet Köşkü'nün Kaptanı, Lübnanlı 60 yaşındaki bir adamın Le Monde'da yayınlanan sözlerini yorumlayarak "İsrail'e apartmanların tepelerinden füze atıldığı için İsrail de onları vurdu" diye yazmış; sivillerin katledilmesini anlaşılabilir göstermeye çalışmıştı. (22 Ağustos'06) Hürriyet gözbağcılık yapsa da, kendisini savunan tarafın İsrail değil, Lübnan/Hizbullah olduğunu herkes biliyordu? Hürriyet'teki bu yazının üzerinden fazla geçmeden (13 Eylül'de) Haaretz gazetesine adını vermeden konuşan İsrailli roket birlikleri komutanı ise aynen şöyle diyordu: "Lübnan'a 1800 misket bombası yolladık. Daha çok sivilin ölmesi için özellikle sabah saatlerinde ateş açmamız isteniyordu. Çünkü bu saatlerde insanlar camiden çıkıyorlardı ve daha fazla sivil öldürme şansımız oluyordu?" (İsrailli komutanın bu itirafı da Hürriyet'te yoktu!) --------------------------------------------------------------------------- ----- Durma noktası Avrupa Birliğinin (AB) İlerleme Raporu kamuoyuna sunulurken, ben de Almanyada başta AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, daha sonra Şansölye Angela Merkel ve Hıristiyan Demokrat Partisinden Avrupa Parlementosunun önde gelen üyelerinden Elmar Brok ile ayrı ayrı görüşme şansına sahip oldum. Türkiye konusunda her zaman açık sözlü olan Günter Verheugen "artık bu işler durma noktasına geldi siz de tam üyeliği istemiyorsunuz bizde de isteyenlerin sayısı büyük ölçüde azaldı, bu nedenle Türkiyenin tam üyeliğini çok uzun vadeye yaymamız lazım. Hatta bunun olmayacağını yavaş yavaş birbirimize anlatmakta yarar var" görüşünü savunuyor. Raporun kamuoyuna açıklandığı gün, Berlinde Alman Dış Politika Enstitüsünde bir konferans veren Şansölye Angela Merkel, toplantı sonunda "Başbakanınız Tayyip Erdoğan geçtiğimiz yıl haziran ayında Türkiyenin 2006 yılı sonuna kadar limanlarını Güney Kıbrısa açacağını belirtti. Bugüne kadar bu konuda bir ilerleme yok insanlar verdiği sözü tutmalı bu olmadığı takdirde 15 Aralıkta Türkiye ile ilişkilerimiz durma noktasına gelecektir. Bunun Türkiyede bilinmesinde yarar var" mesajını verdi. Angela Merkel toplantı sürecinde de Türkiyenin ilerleme raporu olumlu değil, başta insan hakları olmak üzere dini özgürlüklerde ve kadın haklarında büyük bir ilerleme yok bu açıdan Türkiye, sorumluluklarını yerine getirmediği takdirde bizde sorumluluklarımızı yerine getirmeyeceğiz görüşünü savunmuştu. Brok'un yaklaşımı Türkiyeye karşı görüş içinde olan Elmar Brok, konuştuğum üç kişi içinde yine Türkiyeye en olumlu bakan kişi idi. "Yalnız Kıbrıs nedeniyle görüşmelerimizi kesmemeliyiz bu konuda Türkiyeye de fazla haksızlık etmeyelim. Bizim için en büyük yanlış Türkiye ile olan görüşmelere başlamaktı. Türkiyenin tam üye olma şansı yok, fakat görüşmelere başladıktan sonra da bu işi doğru bir şekilde sürdürmemizde yarar vardır" görüşünü savunuyordu. Genel olarak Berlinde Türkiyeye yönelik hava çok değişmiş durumda. Türkiye Araştırmalar Merkezinin, "Almanyaya Türk Göçünün 45. Yılı" kutlamasında bir konuşma yapan Başbakan Yardımcısı ve Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı Franz Müntefering, "Türkiyenin perspektifini kesmeyelim, fakat Türkiye de sorumluluklarını yerine getirsin" görüşünü savunuyordu. 1 Ocak 2007 tarihinde AB dönem başkanlığını devralacak Almanya, özellikle AB Anayasasının tekrar gündeme gelmesi, içe doğru genişlemenin gerçekleştirilmesi, Bulgaristan ve Romanyanın hazmedilmesi konusunda somut adımlar atmaya kararlı. Ayrıca Almanyanın önem verdiği konuların başında Balkan ülkelerindeki istikrar geliyor. Kosovadaki istikrar, Almanyanın ön plana çıkardığı konuların içinde yer alıyor. Şansölye Merkel, Amerika ile olan ilişkilerini geliştirme konusunda somut adımlar atarken, Türkiye şu an için ABnin gündeminden düşmüş, belirli açıdan gözden çıkarılmış bir konumda. Avrupalıların genel yaklaşımı (Siz de Türkiye olarak tam üyeliği fazla istemiyorsunuz, bizde de artık tansiyon düştü. Bu açıdan bu görüşmelere ara vermemiz ikimizin de yararına) ağırlık kazanıyor. Angela Merkel 26 saatlik Türkiye ziyareti sürecinde bu görüşleri büyük ölçüde dile getirdiğini belirtiyor. Brüksel ve Berlin Türkiyeye soğuk bakmaya başladı. Paris, Lahey ve Viyananın da soğuk baktığı Türkiye için ABye giden yol tıkanmış durumda. Bu engebeli yolda Türkiye birçok badireyi atlattı, fakat Avrupanın özellikle kültürel ve dinsel açıdan Türkiyeyi dışlaması ülkede de ABye tam üyeliği savunanlarının oranını yüzde 40lara kadar düşürdü. Aynı gelişmeyi Euro Barometrenin araştırmasında da görüyoruz. Türkiyeye sıcak bakan ülkelerin sayısında düşme var. 2014 yılında girmeyi hayal ettiğimiz AB, artık oldukça uzak bir hedef haline geldi. Almanyanın dönem başkanlığında görüşmelerin kesilmesi olanağı, çok ciddi bir boyut almış bulunuyor. --------------------------------------------------------------------------- ----- Laikler, laiklere karşı Ya da çok laikler az laiklere karşı veya hard laikler soft laiklere karşı mı demeliydim? Bilemedim. Ben laik değilim diyen yok, fakat sanki birileri değilim dese sevineceğiz, laikler azalmayacak da çoğalacak. Atatürk Cumhuriyetinde insanlarımız hâlâ çamur altında boğuluyorlar, bebelerimizi koruyamıyoruz, gençlerimize umutlu bir gelecek sunamıyoruz ama varsa yoksa laiklik. Bu iş giderek mantık ölçülerinin dışına çıkıyor. Bu kavganın anlamsızlığı ortadadır. Bu kutuplaştırma çabasının Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçim üzerine yapılan birtakım hesaplardan doğduğu biliniyor. Zaten anlamsızlaşma da burada başlıyor: Türkiye ne en son cumhurbaşkanını seçecek, ne de en son genel seçimini yapacak. Daha çok seçimler görecek ülkemizin insanı. Tarihin sonuna da gelmedik; daha pek çok siyasi/sosyal/ekonomik değişimler yaşayacak insanoğlu. Sağduyuyu zorlayan bu gerilim niye? Atatürkün her siyasi lider gibi farklı siyasi konjonktüre göre ifade ettiği farklı düşünceleri vardır. Ama herkesin üzerinde mutabık olduğu belki de tek nokta Atatürkün Batı uygarlık düzeyini hedef olarak gösterdiğidir. Şimdiye dek bunu hiçbir taraf, özellikle devlet eliti tartışma konusu yapmamıştı. Şimdi ilk kez farklı vurgular yapılıyor. Cumhurbaşkanı Sezerin 10 Kasım konuşması bu açıdan hayli dikkat çekici öğeler taşıyor. Konuşma Türkiyenin vaziyeti üzerinedir, konuşan ise Cumhurbaşkanı. Böyle bir konuşmada konuşanın düşüncelerinin hakikaten ne olduğuna kafa yormaktan çok bu konuşmanın toplum üzerindeki etkileri dikkat çekici olmalıdır. Konuşmada Atatürkün belli bir konjonktürle sınırlı olduğu besbelli olan bir sözün kullanımı AB eleştirisini de aşıp Batı eleştirisi biçimine bürünüyor. Niyet bu olmasa bile bu konuşma toplumda bundan başka biçimde algılanamaz. Bu konuşmanın AB karşıtlarını güçlendireceğinin, bu tarz bir söylemin AB içindeki Türkiye karşıtları üzerinde de lehimize bir hava yaratmayacağının, tersine zaten varolan ön yargıları güçlendireceğinin hesap edilmemiş olmasını düşünmek zordur. Dahası AB karşıtı bile olabilirsiniz ama bu bile bu tür bir söylemi gerektirmezdi. İçinde gelecek parıltısı olmayan bir konuşma. Bir taraftan siyasi İslamı tehdit olarak görüp laik cumhuriyeti korumaya vurgu yaparken öte yandan bunu AB ve Batı karşıtı argümanlara dayandırmak bir çelişki ve de tehlikeli bir çelişki değil mi? İran burnumuzun dibinde. Herhalde İran Batı'ya övgüler düzmüyor. Türkiyede de AB karşıtlığını Batı düşmanlığı temeline oturtan, AByi Batı kulübü olarak gören dinsel çevrelerin olduğu da bir sır değil. Bunlar bilindiği halde Batı karşıtı vurgular niye? AB de Batı da eleştirilmeli ama böyle mi? Bu gün Batılı olmayan ülkelerde dünyamızda biriken zenginlikleri daha adil paylaşmak yönünde; yoksulluklarla, hastalıklarla, çocuk ölümleriyle daha etkili mücadeleler için; çevre sorunlarının gözardı edilmesine karşı; silahlanma ve savaş kışkırtıcılığına, BMnin işlevsizleşmesine karşı ortak güvenlik için ve daha pek çok konuda eleştiriler yükseliyor. Ancak ABye giderek açık tavır alan ve bunu giderek Batı karşıtı bir temele kaydıran devlet elitinden yada muhalefetten yukarıdaki eleştirilere benzer içerikte eleştiriler yapıldığını görmüyoruz. Sürekli karşıtlık ifade ettikleri şey Kıbrıs meselesi dışında ABnin demokrasimizin eksikleri üzerine yaptığı tespitlerdir. Örneğin 301. madde ve ifade özgürlüğü veya asker-sivil ilişkileri gibi. ABnin bizden çok şey istediği eleştirisi en sık yapılan eleştiri. Atatürkün işaret ettiği muasır medeniyet seviyesi ülkemiz insanı için çok mu görülüyor? Demokrasi bu seviyenin başta gelen ölçütü değil midir ? Eğer bu kulübe girmek istiyorsak bu standartlara peşin olarak evet demiş olmamız gerekmiyor muydu? Şimdilerde demokrasinin bize göre olacağı söylenmeye başladı ki, en tehlikeli ve en kuşku verici söylem de budur. Bunu bir zamanlar Kenan Evren 12 Eylül dikta rejimini savunmak için Batıya karşı tekrarlayıp duruyordu. Bizim demokrasimiz bize göre olacak, bize demokrasi dayatamazsınız diyerek. Bu yaklaşıma şiddetle karşı çıkanlar ise en başta sosyal demokratlar ve daha geniş sol idi. Bugün sosyal demokratım diyen kimilerinin ağzından benzer sözleri duymak bu yaşıma rağmen bir yaşıma daha girdim dedirtiyor insana. Daha neler işiteceğiz kim bilir? Hatırlayalım. AB kapısının aralandığı 3 Ekimden önce ve sonra ülkemizin geleceği ile ilgili içi hayli dolu yapıcı tartışmalar vardı. Oysa bugün içi boş bir laiklik tartışması her şeyi çölleştiriyor, yavanlaştırıyor. Laiklerin laiklerle kavgası gibi gerçekten mantık dışı bir tablo çıkarıyor. Bu yavanlaşmanın, içeriksizleşmenin nedenleri üzerine derine inen biçimde kafa yormak ve acilen kafa yormak zorundayız. Şimdiden şu ilk saptamayı yapabiliriz: Dar görüşlü siyasetin yarattığı ideolojik kamplaşma ülkemizi ileriye taşıyacak içerikte gerçek gündemleri bastırıyor. --------------------------------------------------------------------------- ----- Basinda Yargi Haberleri... Canım Babam Hasan ÖZDERİN in Aziz Hatırasına, ( 13 Aralık 2004 Söz Eylemini Yitirdi...) Derleme : Metin OZDERIN msn: ozde...@hotmail.com You must Sign in before you can post messages.
To post a message, you must first join this group.
Please update your nickname on the subscription settings page before posting.
You do not have the permission required to post.
| ||||||||||||||