[ OZDERIN,M. ]
10 KASIM 2006 CUMA GUNLU GAZETELERDEN BASINDA YARGI HABERLERI OZDERIN,M.
msn : ozde...@hotmail.com
10 Kasım 2006 Tarihli ve 26342 Sayılı Resmî Gazete
MEVZUAT
YASAMA BÖLÜMÜ
KANUN
5554 Devlet Mezarlığı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ
BAKANLAR KURULU KARARI
2006/11184 Hububat Üreticilerine Destekleme Primi Ödenmesine Dair Karar
ATAMA KARARLARI
Maliye, Millî Eğitim, Enerji ve Tabii Kaynaklar ile Kültür ve Turizm Bakanlıklarına Ait Atama Kararları
SINIR TESPİT KARARI
Sınır Tespitine Dair Karar
İDARİ BAĞLILIĞIN DEĞİŞTİRİLMESİ KARARI
İdari Bağlılığın Değiştirilmesine Dair Karar
YÖNETMELİK
Gemilerin Genel Denetimi ve Belgelendirilmesi Hakkında Yönetmelik
YARGI BÖLÜMÜ
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesinin E: 2002/48, K: 2006/22 Sayılı Kararı (19/3/1969 Tarihli ve 1136 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 4667 Sayılı Kanun ile İlgili)
--------------------------------------------------------------------------- -----
Baba, velayeti tek başına kullanamaz'
Yargıtay, evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın çocuğun velayetini birlikte kullanacağına, çocukla ilgili davalarda eşlerden birisinin istemi yeterli bulunarak karar verilemeyeceğine hükmetti.
Resmî Gazete'nin dünkü sayısında yayımlanan karara göre, babanın tek başına açtığı yaş düzeltme davasında Tomarza Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararı "annenin icazetini almadan karar verildiği" gerekçesiyle bozuldu.
--------------------------------------------------------------------------- -----
'Başbakan yalan söylüyor' davası reddedildi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 'Başbakan, yalan söylüyor' dediği gerekçesiyle CHP Genel Başkanı Deniz Baykal aleyhine açtığı 30 bin YTL'lik manevi tazminat davası reddedildi. Ankara 15'inci Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki duruşmada, Erdoğan'ın avukatı Fatih Şahin, iddialarını tekrarlayarak, davanın kabul edilmesini talep etti. Baykal'ın avukatı Şahin Mengü de davanın reddine karar verilmesini istedi. Yargıç Mehmet Cengiz Çifçi, davanın reddine karar verildiğini açıkladı.
Başbakan'ın avukatı Şahin tarafından açılan davanın dilekçesinde, Baykal'ın, CHP'nin TBMM Grup Toplantısı'nda, Erdoğan'ın yaptığı açıklamalara, ''Bu da Başbakan'ın pek çok sözü gibi, açıkça söylüyorum yalan. Başbakan Tayyip Erdoğan, yalan söylüyor bu konuda' dediği ifade edilmişti.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Çiçek: 'Suçluların iadesi konusunda iyi niyet yok'
Adalet Bakanı ve Hükmet Sözcüsü Cemil Çiçek, Avrupa ülkeleri arasında suçluların iadesi konusunda "yeteri kadar iyi niyet" olmadığını söyledi.
AA-Çiçek, Moskova'da Avrupa Konseyi ile Rusya Federasyonu Adalet ve İçişleri Bakanlıkları tarafından düzenlenen "Avrupa Ülkeleri Arasında Ceza Hukuku Alanında İşbirliğini Artırma" konulu konferansın sonunda yaptığı değerlendirmede, özellikle suçluların iadesi, adli yardımlaşma ve özel suçlarda nasıl işbirliği yapılabileceği konularında ikili ya da taraf ülkeler arasında sözleşmeler bulunduğunu anlattı.
Çiçek, ancak bu sözleşmelerin işleyişinde ciddi zorlukların ve sıkıntıların bulunduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Bu sıkıntıları biz de yaşıyoruz. Evvela, suçluların iadesi konusunda yeteri kadar iyi niyet yok. Bunu Türkiye'nin popüler birçok davasında sıkıntısını yaşadığını görüyoruz. Ayrıca yargılama hakkı devletin bağımsızlığıyla doğrudan alakalı olduğu için, birçok ülke bu konuda biraz daha hassas davranıyor. Kişiyi ilgili ülkeye iade etmek yerine, kendisi yargılamayı tercih ediyor. Terör suçları bağlamında da, işin özünde siyaset olduğu için de, iade konusunda bugüne kadar Türkiye, maalesef bir dosya dışında çok fazla netice alamadı."
Türkiye'nin iade dosyalarından sadece Almanya'dan Metin Kaplan dosyasına yanıt alabildiğini belirten Çiçek, "Halbuki bizim, AB üyesi ülkelerin terör örgütü olarak kabul ettiği hem PKK, hem de DHKP-C ile ilgili bugün bu toplantıya katılan birçok ülkeden iade konusunda taleplerimiz var. Olumlu cevap alamadık" diye konuştu.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Ankaradan 10 maddelik savunma
AB Türkiye İlerleme Raporunu genel anlamda objektif bulan Ankara raporda yer almasını hatalı bulduğu noktaları belirleyerek konuyu AB Komisyonu ve üye ülkeler nezdine taşımaya karar verdi. starın Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden edindiği bilgiye göre raporda mutabık olunmayan şu 10 nokta belirlendi:
n BARAJ HER YERDE VAR
1- 301in değiştirilmesi: Türkiyede de 301in değiştirilmesini isteyen bir kesim bulunuyor. Hükümet de değişim yapılacağı yönünde sinyal veriyor.
2- Yüzde 10 seçim barajı: Baraj her ülkede bulunabiliyor. Kimi kesimlere doğru gelirken, kimi kesimler barajların daha aşağıya çekilmesi gerektiğini savunuyor. Ortak bir tutum hiçbir ülkede yok.
3- Şemdinli olayları: Hukuk konusudur. Hükümetin hukuk dışına çıkarak açıklama yapması beklenemez.
4- İşkence eleştirileri: İşkence iddiaları varsa bunlar somut olarak ispatlanmalı.
5- Güneydoğuda 700 kişinin gözaltına alınması: Bu kişiler ifadeleri alınmak üzere çağrıldılar. Hukuki boyutu aşan bir durum yok.
6- Kürtçe kursları kapatıldı: Kurslar talep olmadığı için kendiliğinden kapandı. Devletin kapatması sözkonusu değil.
n SORUN LOZAN DEĞİL
7- Azınlık hakları: Azınlıkların eğitimleriyle ilgili konular Vakıflar Kanunu ile değil uluslararası bir anlaşma olan Lozan ile ilgilidir.
8- Lozan AB genel normları ile uzlaşmıyor: Azınlıkların bazı sorunları bulunmakla birlikte hiçbir sorun Lozan Antlaşmasından kaynaklanmamaktadır.
9- Nüfus cüzdanlarında din hanesinin yer alması: Nüfus cüzdanları değişmektedir. Din hanesi ise boş bırakılabilmektedir.
10- Töre cinayetleri: Töre cinayetlerine karşı çalışmalar var. Her intiharı töre cinayeti ile bağdaştırmak imkansız.
# ZEYNEP TUĞRUL
--------------------------------------------------------------------------- -----
Erdoğan'dan CHP'li Topuz'a dava
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Sayın başbakan zavallı bir noktaya gelmiş oluyor diyen CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz aleyhinde, kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiasıyla 20 bin YTL'lik manevi tazminat davası açtı.
10 Kasım 2006 11:33
Yazı boyutunu büyütmek için
Erdoğan'ın avukatları Fatih Şahin ve Muammer Cemaloğlu tarafından açılan davanın dilekçesinde, Topuz'un, 5 Ekim 2006 tarihinde TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, Başbakan Erdoğan'a yönelik ağır hakaretlerde bulunduğu iddia edildi.
Dilekçede, Topuz'un toplantıda, Sayın Başbakan bir kimliği ile vardır dediği şeye bir kimliği ile yoktur diyen zavallı bir noktaya gelmiş oluyor. Zavallı bir noktaya gelmiş oluyor. Dini duyguları kullanmak ahlaksızlığın en büyüğüdür. Dindarlarımızın samimi duygularını onların saflığından, temizliğinden yararlanarak kullanmak ahlaksızlıktır. Hele din duygularını siyasi ikbal için kullanmak ahlaksızlıktan da daha büyük ahlaksızlıktır dediği belirtildi.
Topuz'un ifadeleriyle doğrudan doğruya Başbakan Erdoğan'ın kişiliğini hedef aldığı savunulan dava dilekçesinde, Erdoğan'ın, zavallı ve ahlaksız olmakla karalanmasının hukuk düzeninin kabul etmeyeceği kadar ağır ve haksız bir saldırı olduğu önü sürüldü.
Ali Topuz'un ifadelerinin bazı basın yayın organlarında, Zavallı Başbakan başlığıyla yer bulduğuna işaret edilen dilekçede, söz konusu ifadeler nedeniyle Erdoğan lehine manevi tazminata hükmedilmesinin şartlarının oluştuğu belirtilerek, Topuz'un 20 bin YTL manevi tazminata mahkum edilmesi talep edildi.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Avukatların töreyi bir alkışlamadığı kaldı
Güldünya Tören önce yaralanmış sonra da hastanede öldürülmüştü.
Evlilik dışı ilişki iddiasıyla kardeşleri Güldünya'yı öldüren sanıkların avukatları, cezanın bozulması için Yargıtay'da savunma yaptı: Güldünya aile şerefini iki paralık etti. Namus mukaddestir. Cinselliğin de sınırı var. Aileyi de toplumu da ilgilendirir
10/11/2006 (259 kişi okudu)
RADİKAL - ANKARA - Töre cinayetine kurban giden Güldünya Tören'le ilgili davada savunma şoku yaşandı. Evlilik dışı ilişkiden bir çocuk dünyaya getirdiği gerekçesiyle kardeşleri Güldanya'yı silahla öldüren sanıkların avukatları, "Güldanya aile şerefini lekeledi, namusunu iki paralık etti. Namus mukaddestir. Cinselliğin de bir sınırı vardır. Toplum da fuhuşu cezalandırmaktadır" diyerek adeta cinayete destek verdi. Avukatlar, namus gerekçesiyle sanıkların cezalarında 'tahrik indirimi' de istedi.
Evlilik dışı ilişki iddiasına muhatap olan Güldünya, kardeşleri Ferit ve İrfan Tören tarafından önce silahla yaralanmış, ardından da İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede silahla öldürülmüştü. İrfan Tören müebbet, olay tarihinde 18 yaşından küçük olan Ferit Tören 11 yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Davanın dün Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nde yapılan temyiz duruşmasında, sanık avukatlarının savunmaları çok dikkat çekti. Avukat Ünal Yavuz'un savunması özetle şöyle:
"Güldünya Tören, öz amcasının kızının eşiyle ilişkiye girmiş, bu kişiyle iki yıl ilişki yaşamış, hamileliğinin yedinci ayında bu durumu saklayamayıp insanların yüzüne bakamaz hale gelmiş, bunun için İstanbul'a amcasının yanına gönderilmiştir.
Müvekkilim İrfan Tören'in silahla yaralama ve hastanede silahla öldürme sırasında olay yerinde olduğuna dair kesin kanıt yoktur. Güldünya'yı, (yaşı küçük olan) kardeşi Ferit yaralamıştır. Ferit, memleketinde 'Senin kardeşin namussuz' sözlerine maruz kalmış ve tahriklere kapılarak eylemi gerçekleştirmiştir. Aslında aile töreye direnmiş, kızlarını öldürmek istememiştir. Çünkü öyle olsaydı, kızlarını amcasına bırakmazlardı. 'Haksız tahrik' hükümlerini uygulamayan mahkeme kararı bozulmalıdır. Güldünya'nın eylemi aile şerefini lekelemiş, namusunu iki paralık etmiştir."
Kardeşlerin diğer avukatı Mehmet Seyhan'ın savunması da şöyle:
"Güldünya'nın yaralanması ve öldürülmesi sırasında İrfan olay yerinde değildir, olayda haksız tahrik vardır. Türkiye'deki yasalara göre namus mevhumu mukaddes bir şeydir. Mahkemelerdeki sanıklara, yasaları çıkaran milletvekillerine bile namuslarıyla ilgili yemin ettirilmektedir. Namus kavramı ne şekilde ele alınırsa alınsın, cinsellik Türkiye şartlarında başı boş bir olay değil, aynı zamanda boşanma sebebidir.
Cinselliğin de bir sınırı vardır. 'İstediğim gibi cinsel hayatımı yaşarım' denilemez. Bu aileyi de toplumu da ilgilendirir. Toplum, fuhuş suçunu cezaya çarptırmaktadır. Namus sanıklar için çok büyük bir kavramdır. Ferit, insanların yüzüne bakamaz hale gelmiş, baskı altında olayı işlemiştir. Kimsenin kararı yoktur."
Yargıtay, davayla ilgili kararını daha sonra açıklayacak.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Öcalan'ın avukatları Adalet Divanı'na başvuracak
Öcalan'ın avukatları, AB'ye üye devletler arasında çıkan uyuşmazlıklara bakmakla yükümlü olan Avrupa Adalet Divanı'na "yeniden yargılanma" başvurusunda bulunacak
DİYARBAKIR (CİHAN)
Teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın avukatları, Avrupa Birliği'ne (AB) üye devletler arasında çıkan uyuşmazlıklara bakmakla yükümlü olan Avrupa Adalet Divanı'na "yeniden yargılanma" başvurusunda bulunacak. Divan'a ilk kez böyle bir başvuru yapılmış olacak.
Öcalan'ın başvurusunu değerlendiren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mayıs ayında verdiği kararda, Öcalan'ın adil yargılanmadığına karar vermişti. Bu karar uyarınca avukatları Ankara 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurarak, müvekkillerinin yeniden yargılanmasını talep etmişti. Mahkeme ise avukatların taleplerini reddetmişti.
Öcalan, avukatlarıyla yaptığı son görüşmede, yeniden yargılama talebinin tekrar dile getirilmesini istedi. Öcalan, bunun için avukatlarından Avrupa Adalet Divanı'na başvurmaları gerektiğini söyledi. Avukatları ise önümüzdeki günlerde Avrupa Adalet Divanı'na yeniden yargılama başvurusunda bulunacak. Başvuru için Öcalan'ın İngiltere'deki avukatları da çalışacak.
1958 yılında kurulan Adalet Divanı, AB'ye üye devletler arasında çıkan uyuşmazlıklara bakmakla yükümlü. Divan'ın görevleri arasında Avrupa Antlaşmaları'nın hukuka uygun biçimde yorumlanması ve uygulanması bulunuyor. Kişiler tarafından açılan davalara ise Bidayet Mahkemesi bakıyor. Bu nedenle terörist Öcalan'ın "yeniden yargılama" için Avrupa Adalet Divanı'na yaptığı başvuru ilk olma niteliğini taşıyor.
Örgüte yakınlığıyla bilinen 'www.firatnews.com' adresli internet sitesinin haberine göre Öcalan, eski Başbakanlardan Bülent Ecevit'in vefatını kendisini ziyaret eden avukatlarından öğrendi.
Avukatları, görüşmenin sonunda Ecevit'in vefat ettiğini kendisine bildirdi. Öcalan'ın bir haftadır el radyosunun arızalı olduğu belirtilen haberde, haberi duyduğunda çok üzüldüğünü ifade ettiği dile getirildi.
Öcalan, Ecevit için "Türkiye için bir kayıptır" ifadelerini kullandı.
10.11.2006
--------------------------------------------------------------------------- -----
Şemdinlide temyiz duruşması seneye
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Hakkarinin Şemdinli ilçesinde meydana gelen olaylarla ilgili astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldenize verilen hapis cezası kararının temyiz duruşmasını 18 Ocak 2007de yapacak.
Alınan bilgiye göre, Hakkarinin Şemdinli ilçesinde meydana gelen olaylarla ilgili astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldenize verilen hapis cezası kararının bozulması talebini içeren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesinin ardından tensip tutanağını hazırladı. Daire, temyiz duruşması için 18 Ocak 2007 tarihini belirledi. Duruşmanın ardından belirlenecek bir tarihte karar açıklanacak. Ali Kaya ve Özcan İldeniz, Şemdinlide Umut Kitabevinin bombalanması olayıyla ilgili olarak, özel yetkili Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, Adam öldürmek, çete kurmak ve adam öldürmeye teşebbüs etmek suçlarından 39 yıl 5 ay 10ar gün hapis cezasına çarptırılmıştı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kararın usul eksikliği, eksik soruşturma ve esastan bozulmasını istemişti.
--------------------------------------------------------------------------- -----
'Güldünya aile şerefini lekeledi' savunması
"Evlilik dışı ilişkiden hamile kalarak bir çocuk dünyaya getirdiği" gerekçesiyle kardeşi tarafından öldürülen Güldünya Tören'in temyiz duruşması, Yargıtay'da yapıldı.
Sanık kardeşler Ferit ve İrfan Tören'in avukatı Ünal Yavuz, Güldünya'nın aile şerefini lekelediğini belirterek "haksız tahrik" hükümlerinin uygulanması gerektiğini savundu. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nde görülen duruşma, karar verilmesi için ertelendi.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Umut Davası'ndaki hapis kararı onandı
10 Kasım, 2006 11:09:00 (TSİ)
Sanık Özmen 28 temmuz 2005'te ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmıştı
Yargıtay, kamuoyunda 'Umut Davası' olarak bilinen ve Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı ve Bahriye Üçok'un öldürülmesi gibi olayları kapsayan davada, sanık Ferhan Özmen'in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasına ilişkin kararı onadı.
Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi , Ankara 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nin 'Umut Davası'nda yaptığı ikinci yargılamada 9 sanık hakkında verdiği kararın temyiz incelemesini tamamladı.
Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok'un öldürülmesi ile ilgili Umut Davası'nda yargılanan sanık Ferhan Özmen'in 'Anayasal düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs etme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasına ilişkin karar onandı.
Sanık Ekrem Baytap'ın 15 yıl hapis cezasına çarptırılmasına ilişkin karar ise eksik soruşturma nedeniyle bozuldu.
Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi, diğer 7 sanığın da topluma kazandırma yasasından yararlanamayacaklarına işaret etti.
'Umut Davası'nda sanık Ferhan Özmen'e 28 temmuz 2005 tarihinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmişti.
Umut operasyonu ne zaman başladı?
Umut operasyonu, İstanbul'da terör örgütü Hizbullah'ın İlim Grubu'na yönelik 17 ocak 2000 tarihinde düzenlenen operasyonda elde edilen CD ve disketlerdeki bilgiler üzerine, Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu suikastının faillerini yakalamak amacıyla 21 şubat 2000 tarihinde başladı.
Operasyonda ilk gözaltılar, İstanbul'da 6 mayıs 2000 tarihinde gerçekleşti. Türkiye geneline yayılan operasyonlarda, 100'den fazla şüpheli gözaltına alındı.
Prof. Dr. Kışlalı suikastının faili olarak 14 mayıs 2000'de Ankara'da gözaltına alınan Necdet Yüksel'in de yer göstermesi sonucu, Sincan'da çok sayıda patlayıcı, silah ve mühimmat bulundu.
Aydınlara yönelik eylemler
İddianamede aydınlara yönelik eylemler şöyle ifade edildi:
# Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok: Ferhan Özmen, Prof. Dr. Muammer Aksoy'u 31 ocak 1990'da Bahçelievler'deki evinin girişinde öldürdüğünü itiraf etti. Özmen, Doç. Dr. Bahriye Üçok'u, 6 ekim 1990'da evine gönderdiği bombalı paketle öldürdüğünü de itiraf etti.
# Uğur Mumcu: 24 ocak 1993'te Gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun aracına konulan bombanın Özmen tarafından yapıldığı ve araca Necdet Yüksel'in gözcülüğünde Oğuz Demir tarafından yerleştirildiği ifade edildi.
# Ahmet Taner Kışlalı: 21 ekim 1999 günü, Prof. Dr. Kışlalı'nın Çayyolu'ndaki evinin önünde bulunan otomobiline bombanın, Necdet Yüksel'in gözcülüğünde Rüştü Aytufan tarafından yerleştirildiği kaydedildi.
Umut davası ne zaman başladı?
Umut davası, Ankara 2 No'lu DGM'de 14 ağustos 2000 pazartesi günü başladı. Savcı Keleş, Prof. Dr. Kışlalı'nın aracına bomba koyduğunu itiraf eden sanık Rüştü Aytufan hakkında idam istemiyle, üç sanık hakkında da 'Kudüs Ordusu Örgütü'ne yardım ve yataklık ettikleri' gerekçesiyle dava açtı.
Daha sonra üç kişi hakkında açılan davaların birleştirilmesiyle, 'Umut operasyonu'' davasında sanık sayısı 24'e çıktı.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Hem doktor hem de canlı bomba
Kasım CİNDEMİR / WASHINGTON
İranda canlı bomba olmak için eğitim alanlar arasında doktorlar ve avukatlar bile yer alıyor. Finlandiyada yayınlanan bir gazete, İranda canlı bomba bulan ve eğiten bir kuruluşun başında bulunan Afrusa Rajafar ile konuştu.
Afrusa Rajafar, hayatta bir kez yaşanabilen bu tecrübe için şimdiye dek 1300 kişinin başvuruda bulunduğunu söyledi. Rajafar, eğitimin hiç de zor olmadığını belirterek, "Yapılacak tek şey düğmeye basmak" dedi. Afrusa Rajafar, gönüllülerin çoğunun iyi eğitimli kişiler olduklarını, doktor, avukat, profesör ve öğrencilerin canlı bomba olmak istediklerini kaydetti. Afrusa Rajafar, gönüllülerin yüzde 30unun kadın olduğunu da belirtti. Canlı bombalara, hedef olarak, Filistinlilerin savunulması, İslamın kutsal yerlerinin korunması ve yazar Salman Rüşdinin öldürülmesi gösteriliyor.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Törerist
Güldünya Tören'in ''evlilik dışı ilişkiden hamile kalarak bir çocuk dünyaya getirdiği'' gerekçesiyle önce silahla yaralanması, ardından da tedavi gördüğü hastanede öldürülmesine ilişkin yargılanan iki kardeşin Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde mahkum olduğu davanın temyiz duruşması Yargıtayda yapıldı. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'ndeki duruşmada söz alan sanık kardeşler Ferit ve İrfan Tören'in avukatı Ünal Yavuz, Güldünya Tören'in öz amcasının kızının eşiyle ilişkiye girdiğini, bu kişiyle iki yıl ilişki yaşadığını, hamileliğinin yedinci ayı gelince bu durumu saklayamadığını savundu. Yavuz, Ferit Tören'in memleketinde dar bir çevrede yaşadığını, 'Senin kardeşin namussuz'' sözlerine maruz kaldığını ve tahriklere kapılarak eylemi gerçekleştirdiğini ileri sürdü. Sanıklar hakkında hüküm kurulurken 'haksız tahrik'' hükümlerinin uygulanması gerektiğini savunan Yavuz, 'Güldünya'nın eylemi aile şerefini lekelemiş, namusunu iki paralık etmiştir'' diye konuştu.
Ünal Yavuz, AKŞAM'a yaptığı açıklamada şöyle konuştu: 'Yakın bir akrabasının kocasıyla girdiği ilişkiden çocuk doğuran bir kadının eylemi, bana göre de namussuzluktur. Tabi ki bu davranışın cezası ölüm olmamalı.'
'BASKI ALTINDA İŞLENDİ''
SANIKLARIN diğer avukatı Mehmet Seyhan da ''Olayda haksız tahrik bulunduğu'' iddiasını tekrarlayarak, şu görüşleri savundu: ''Türkiye'deki yasalara göre namus mevhumu mukaddes bir şeydir. Mahkemelerdeki sanıklara, yasaları çıkaran milletvekillerine bile namuslarıyla ilgili yemin ettirilmektedir. Namus kavramı ne şekilde ele alınırsa alınsın, cinsellik Türkiye şartlarında başıboş bir olay değil, boşanma sebebi bile sayılmakta. Cinselliğin de bir sınırı vardır. Bir başkasının hürriyetinin başladığı yerde diğerininki biter. 'Ben istediğim gibi cinsel hayatımı yaşarım' demek doğru değil. Bu aileyi de toplumu da ilgilendirir. Toplum, fuhuş suçunu cezalandırır.'
--------------------------------------------------------------------------- -----
Öğrencilere maytap cezası
Ezurumda 3 lise öğrencisi okulda maytap patlattıkları için hakim karşısına çıktı. Geçen yıl yaşanan olayın ardından 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanan 3 öğrenci, son duruşmada 50şer YTL para cezasına çarptırıldı.
Cihat İncesu
NTV-MSNBC
Güncelleme: 12:30 TSİ 10 Kasım 2006 Cuma
ERZURUM - Erzurum Lisesi son sınıf öğrencisi Mikail Tebrizcik, Şahin Polat ve Hüseyin Sarp, sınıf yıllığını hazırlarken okulda unutulmayacak bir şaka yapmaya karar verdi. Öğrenciler, birbiren bağladıkları 8 maytabı ders sırasında patlattı.. Patlama, okulda paniğe yolaçtı.
Polisin belirlediği üç öğrenci tutuklanarak cezaevine gönderildi. Daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan öğrenciler için savcılık korku ve panik yaratmak suçundan 2 yıla kadar hapis cezası istedi. Mahkeme 3 öğrenciye, Kabahatler Kanuna göre 50şer YTL para cezası verdi.
Milli Eğitim Yüksek Disiplin Kurulu tarafından okuldan uzaklaştırılan öğrencilerin dosyası Yargıtaya gönderildi. Üç arkadaş artık şaka yapmaya tövbe etti.
Olaydan sonra öğrencilerden ikisi başka bir liseden mezun olurken, Mikail Tebrizcik okulunu bitiremedi.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Bebeğe tecavüzün zanlılarına jet dava
İZMİR'in Menderes İlçesi'nde ortaya çıkan ve tüm Türkiye'de infial uyandıran bebeğe tecavüz olayıyla ilgili jet hızıyla dava açıldı. Soruşturmayı yürüten Menderes Cumhuriyet Savcısı öz çocuğuna eziyet etmekten anne Fadime B.'ye TCK.'nın 96'ncı maddesi hükmünce 8 yıl, tutuklu sanıklar Yılmaz V., Ali A., ve Metin D. için de bebeğe eziyet ve cinsel istismar suçlarından 23'er yıl hapis cezası istedi. Dört tutuklu sanık, önümüzdeki günlerde İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkacak.
İzmir'in Menderes İlçesi'nde 28 Ekim'de divandan düştüğü iddiasıyla Tepecik Eğitim Hastanesi'ne kaldırılan 17 aylık N.N.B.'nin muayenesinde 20 güne yakın işkence gördüğü ve tecavüze uğradığı ortaya çıkmış, kızının divandan düştüğünü söyleyen anne Fadime B. gözlem altına alınmıştı. Annenin verdiği ifadeler doğrultusunda aynı evde zaman zaman birlikte kalan Metin D., Ali A. ile birlikte ev sahibi Yılmaz V. gözaltına alınmıştı.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Tetikçi Arslan'ın babası da sanık koltuğunda
Baba İdris Arslan 'Milletin değerlerine hakaret edene millet gereken dersi verir' demişti.
10/11/2006 (271 kişi okudu)
RADİKAL - ANKARA - Danıştay'a düzenlediği saldırıda bir yargıcı öldüren, dört yargıcı da yaralayan oğlu Alpaslan Arslan'a destek veren Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi baba İdris Arslan sanık oldu. Ankara Başsavcılığı, İdris Arslan'ın 'suçu ve suçluyu övdüğünü' belirterek iki yıl hapsini istedi.
Baba İdris Arslan hakkındaki iddianameyi Savcı Nadi Türkaslan hazırladı. Savcı Türkaslan, iddianamesinde İdris Arslan'ın, oğlunun duruşmasından önce söylediği şu sözleri suçlamasına esas aldı:
"Milletin değerlerine saygılı olun, saygılı olmayana, milletin değerlerine hakaret edene bu millet gereken dersi verir. Ülkede İslam düşmanları var. Değerlerimizi benimseyenler yürekli olsun, korkak olmasın. Ülkeye yüz bin şehit verdik, gerekirse yüz bin şehit daha veririz."
İddianamede, "Bu sözler, bir babanın oğluna sahip çıkıp destek vermesini aşıp, suçu ve suçluyu övme derecesine ulaşmıştır. Her ne kadar şüpheli bu sözlerini bir karikatür nedeniyle Cumhuriyet gazetesini hedef alarak söylediğini savunmuşsa da sözlerin içeriğinde gazetenin hedef alındığına ilişkin hiçbir belirti olmadığı, böylelikle şüphelinin yüklenen suçu işlediği gazete örnekleriyle görüntülü kayıtlardan anlaşılmaktadır" denildi.
Savcı, İdris Arslan'a yönelttiği suçlamayı TCK'nın 215. maddesinde düzenlenen 'suçu ve suçluyu övme' olarak tanımladı. Bu madde belirtilen suçu işleyenlere iki yıla kadar hapis öngörüyor. Savcı, Arslan hakkında ayrıca TCK 53. maddesi uyarınca belli medeni ve siyasi hakları kullanma yasağı da getirilmesini istedi.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Aktüele Latife Hanımdan takipsizlik
Atatürkün Çankaya baskını sırasında çarşaf giyerek kaçtığı iddiasını haber yapan Aktüel dergisi hakkında, İstanbul Adliyesinde takipsizlik kararı verildi.
NTV
Güncelleme: 15:06 TSI 10 Kasım 2006 Cuma
İSTANBUL - İddianın yer aldığı, Latife Hanım kitabının yazarı İpek Çalışlar ve Hürriyet Gazetesi Sorumlu Müdürü, Bağcılar Adliyesinde 4.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.
İstanbul Cumhuriyet Savcılığının, kitabın bu bölümünü alıntılayan Aktüel dergisindeki haberle ilgili incelemesi ise tamamlandı.
Savcı Nurten Altınokun takipsizlik kararında,
Tutuculuğu yenip, risk alan, vatana hizmeti sürdürmek için yaratıcı bir çözümle, kendisini o tehlikeden uzaklaştıran Atatürkün, çarşaf giyerek Çankayadan çıktığının söylenmesi onu küçültmez dendi.
Kararda, Kitapta yer alan bilgiler bir döneme ışık tutmak amacıyla, Atatürke hakaret kastı taşımaksızın, basın özgürlüğü çerçevesinde ve kamuoyunu bilgilendirme sınırlarında kaldığı kanaatine varılmıştır ifadesi yer aldı.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Savcı Sarıkaya'nın ihracı AB İlerleme Raporu'nda
Şemdinli'de meydana gelen bombalı saldırının ardından hazırladığı iddianame nedeniyle meslekten ihraç edilen Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, AB İlerleme Raporu'na girdi.
İhraç edilen Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya
Raporda, askerin talebi üzerine savcıyı meslekten atan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) bağımsızlığının sorgulanmaya başlandığı belirtildi. İlerleme Raporu'nun 'yargı sistemi' başlıklı bölümünde yargı bağımsızlığı açısından HSYK'nın konumu ele alındı. HSYK üzerinde askerin etkisi de ima edilerek buna Şemdinli olayları ve bu konuda iddianame hazırlayarak üst düzey askerleri suçlayan savcının görevden alınması örnek gösterildi. Şemdinli'deki bombalı saldırı olayıyla ilgili olarak Kara Kuvvetleri komutanı ve yüksek rütbeli komutanların suçlanmasıyla ilgili yayınların ardından HSYK'nın bağımsızlığına ilişkin soruların artmaya başladığı belirtildi.
Murat Aydın, Ankara
--------------------------------------------------------------------------- -----
Türbanı kamusal alana sokup, beni hedef gösterdiniz
Saffet KORKMAZ / ANKARA
Türbanlılar bulunduğu için 29 Ekim resepsiyonunu terk edince Anadoluda Vakit Gazetesi tarafından "şehit ailelerini protesto ettiği ileri sürülen Samsun Garnizon Komutanı Tümgeneral Naci Beştepe, Valiye sert bir mektup yazdı. Beştepe, Vali Güzeloğluna "Yobazlar bana saldırırsa sorumlusu sizsiniz" dedi.
SAMSUN Garnizon Komutanı Tümgeneral Naci Beştepe, Samsun Valisi Hasan Basri Güzeloğluna, hakkında şehit ailelerini protesto ettiği propagandası yapılmasına yol açtığı için bir mektup yazdı. Beştepe, bu konuda yobazların saldırısına uğraması durumunda sorumluluğun Valiye ait olacağı uyarısında bulundu. Güzeloğlunun, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunu türban yüzünden terk etmesi, dinci basına, "Asker, başörtülü şehit ailelerinin bulunduğu resepsiyonu terk etti" diye yansıdı. Bu kampanyaya dönüşünce Tümgeneral Beştepe, Vali Güzeloğluna mektup yazarak, şöyle dedi:
RESEPSİYONDAKİ KONUŞMALAR
Başta ben olmak üzere TSK mensupları, balo salonunda, türbanlı il genel meclisi üyeleri eşleri bulunduğu için resmi kabule katılmamıştır. Olay, maksatlı konuşmaların da etkisiyle art niyetli bazı ajanslar tarafından, Başörtülü şehit ailelerine tepki olarak yaygın basın-yayın organlarına aktarılmıştır.
ŞEHİT AİLELERİ ALET EDİLDİ
Otel lobisinde görüştüğümüz Vali Yardımcısı Mustafa İngençin ilk ifadesinin, "Paşam, bütün şehit ailelerini davet ettik" olması, olayın basına bu tarzda aktarılmasında, Valiliğin de payı olduğu ve şehit ailelerini olaya alet ettiği kanımızı kuvvetlendirmektedir.
DANIŞTAY SALDIRISI
Anadoluda Vakit Gazetesinin, 1 ve 2 Kasım 2006 tarihli sayılarının ilgili sayfalarının fotokopisi ektedir. Gazetenin, bundan önce de bazı şahısların resimlerini yayımlayarak hedef gösterdiği ve neticeleri belleklerden silinmemiştir. (Danıştay saldırısı anımsatılıyor.)
ZEMİN OLUŞTURDUNUZ
Resepsiyonu veren Samsun Valisi olarak, Cumhurbaşkanının uygulamalarına aykırı davranarak; yüksek yargı kararı ile laik cumhuriyete karşı siyasal simge kabul edilen türbanı kamusal alana sokarak protestomuza ve sözkonusu yayınlara zemin oluşturdunuz.
ONUR DUYARIM
Çoğunluğu şeriat savunucusu, radikal dinci televizyon kanallarında ve Anadoluda Vakit Gazetesinde hakkımda olumsuz yayın yapılmasından, hedef gösterilmekten, hatta onların kışkırttığı yobazlarca saldırıya maruz kalmaktan onur ve gurur duyarım. Çünkü ben Ulu Önder Atatürkün Cumhuriyeti emanet ettiği yılmaz Türk gençlerinden biriyim.
SORUMLU OLACAKSINIZ
Ancak, cumhuriyetin temel değerlerine gerçekten bağlı Türk ulusunu üzecek bir gelişme olması durumunda bunun sorumluluğu siz Samsun Valisine ait olacaktır. Bu sorumluluktan kurtulmanızın tek yolu, aynı basın-yayın organlarında benim eylemimin, başörtülü şehit ailelerine ve kimsenin kutsal inancına karşı olmadığımın açıklanmasını sağlamanızdır.
GEREĞİ YAPILSIN
Beştepe, mektubun bir kopyasını gereği yapılmak üzere Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına, Baro Başkanına, Emniyet Müdürüne, MİT Bölge Başkanlığına gönderdi.
Şehit ailelerinden ziyaret
SAMSUNda Şehit Aileleri Derneği üyeleri, önceki gün, kendilerini Samsun Garnizon Komutanı Tümgeneral Naci Beştepe ile karşı karşıya getiren haberler yayımladığını söyledikleri Anadoluda Vakit Gazetesini protesto etti. Gazetenin Samsun Temsilciliğine siyah çelenk bırakan yaklaşık 100 kişi, daha sonra Tümgeneral Beştepeyi Garnizon Komutanlığında ziyaret etti. Dernek Başkanı Saadet Var, gazetenin 10 gündür tüm kamuoyuna yalan yanlış ve maksatlı yayınlar yaparak kendi gruplarına çıkar sağladığını söyledi. Tümgeneral Beştepe ise "Şehit aileleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin her mensubunun başının tacıdır" diye konuştu.
Tümgeneral manşetlerde
ANADOLUda Vakit Gazetesi, resepsiyon krizinden sonra şehit yakınlarının, Garnizon Komutanı Tümgeneral Naci Beştepenin Başörtülü şehit yakınları olduğu için resepsiyona katılmadığını eleştiren haberlere yer verdi. Gazetenin yazarı Hasan Karakaya da, bu konuda sert eleştiriler yönelten bir yazı yazdı. Karakaya, şehit cenazelerine katılarak ailelere başsağlığı dileyen Beştepenin, resepsiyonu şehit yakınları yüzünden protesto etmesini, "Hangi tavrınızda samimisiniz? Bu ne perhiz, bu ne turşu" sözleriyle eleştirdi. Gazetenin dünkü sayısında ise "Tümgeneral Beştepeden sağduyu" başlıklı bir haberin yer aldığı görüldü. Haberde, kamuoyundan gelen yoğun tepkiler üzerine, aralarında başörtülü şehit yakınlarının da bulunduğu bir grup hanımı, garnizonda kabul ettiği yer aldı. Haberde, şehit yakınlarının askere verdiği destek de yazıldı.
Vali resepsiyonda
SAMSUN Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, Tümgeneral Beştepenin terk ettiği resepsiyona eşi Ayşe Güzeloğlu ile katılmıştı.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Fiş çekme yasasında değişiklik hazırlığı
Sağlık Bakanlığ yasa değişikliği hazırlıyor. `Beyin ölümü` raporu verilen kişinin yaşam destek ünitesinden çıkarılması için `aile onayı` hükmünün değiştirilmesi de gündemde
ANKARA Milliyet
Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Organ Nakli Koordinasyon Şubesi Müdürü Dr. Nilgün Kocamanoğlu, yeni bir yasa taslağı hazırladıklarını, mevcut yasadaki 4 uzman yerine 2 uzman onayıyla `beyin ölümü` raporu verilen kişinin yaşam destek ünitesinden çıkarılması için aile onayı alınması hükmünü kaldırabileceklerini söyledi.
Beyin ölümü ve koma farkı
TBMM Sağlık Komisyonu, Yasama Derneği ve Organ Nakli Koordinatörleri Derneği`nce düzenlenen panelde konuşan TBMM Sağlık Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl, beyin ölümüyle koma arasındaki farkı halka çok iyi anlatmak gerektiğini, bu nedenle organ bağışının ailelerce şüpheler yaşandığını ifade etti.
Organ Nakli Koordinatörleri Derneği kurucularından Dr. Engin Çelik `Kanuna göre, beyin ölümü olunca yakınlarına önce organ bağışı yapıp yapmayacakları soruluyor. Aile `hayır` dediğinde hekimler, `O zaman yaşam destek ünitesinden çıkaralım mı?` diye sormak zorunda kalıyor. Böyle olduğunda aile, sağlık personelini kişi ölmeden organlarını almaya çalışmakla suçluyor` dedi.
`Fiş Tanrı`nın elinde`
Beyin ölümü durumunda `hayata dönüş` gibi bir gelişme olmayacağını kaydeden Çelik, `Beyin ölümünde kesin ölüm söz konusu, komanın aksine hasta kendine gelemez. Mevcut kanundaki `aileye sorulması` hükmü kalkmalı ki, aile de sanki ölüme karar veriyormuş gibi hissetmez` diye konuştu.
Organ Nakli Koordinatörleri Bilim Kurulu Başkanı Cemal Ata Bozoklar da, `Halk arasındaki tabirle `fişi çekmek` meselesinde aile sanki kişiyi öldürüyormuş gibi hissediyor. Aslında beyin ölümünde, öyle bir fiş varsa, Tanrı`nın elinde bulunuyor` şeklinde konuştu.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Eyleme kalkışana müdahale edilecek
5 KASIMDA vefat eden eski Başbakan Bülent Ecevit yarın düzenlenecek devlet töreni ile son yolculuğuna uğurlanacak. Yüzbinlerce kişinin katılması beklenen tören öncesi Ankara Valiliği alınacak tedbirlere ilişkin bir açıklama yaptı. Cenaze törenine katılacak bazı kişiler ile sivil toplum kuruluşu üyelerinin pankart, döviz ve kuruluşları simgeleyen bayrak ve flamalar, aynı zamanda suç teşkil eden sloganlarla gösteri yapacağına ve provokasyon amaçlı kişi ve grupların cenaze törenine gelen kitleyi kışkırtacaklarına dair bilgiler alındığı belirtilen açıklamada şu uyarılar yapıldı:
# Bir provokasyona meydan verilmemesi bakımından Kocatepe Camii ve çevresinde sivil toplum örgütlerine ait pankart, döviz ve flama taşınması, konusu suç teşkil eden slogan atılması Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa aykırıdır.
# Bu tür bir eyleme tevessül edilmesi halinde güvenlik güçlerimizce engellenmek zorunda kalınacağı gibi, para ve hapis cezalarını içeren beş ayrı kanun çerçevesinde haklarında yasal ve idari işlem yapılacaktır.
# Görevli polis ve askeri hava araçları haricinde cumartesi günü tören süresince Kızılay, Kocatepe Camii çevresi ve ilimiz merkezi bölgelerinde uçuş yapılması yasaklanmıştır.
# KURUL OLUŞTURULDU
Devlet töreni için ayrıca Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdürü Büyükelçi Oya Tuzcuoğlu koordinatörlüğünde bir Devlet Töreni Düzenleme Kurulu oluşturuldu. Dışişleri Sözcüsü Namık Tan oluşturulan kurulda İçişleri Bakanlığı, Ankara Valiliği, Ankara Garnizon Komutanlığı, Büyükşehir Belediye Başkanlığı gibi ilgili kuruluşlarla birlikte çalışılacağını belirtti.
Sözcü Tan cenaze törenine katılmak için diğer ülkelerden bir talebin gelmediğini söyledi. Bu tür cenaze törenleri için davet yapılmadığını belirten Tan Törene katılım ülkelerin kendi takdirlerinde olan bir husustur diye konuştu. ANKARA/star
Ecevitin cenazesinde provokasyon duyumu aldık açıklaması yapan Ankara Valiliği sert önlemler aldı. Eyleme kalkışanlara müdahale edileceği gibi haklarında yasal işlem yapılacak.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Meclis'te Yimpaş tartışması
10/11/2006 (254 kişi okudu)
RADİKAL - ANKARA - CHP'li Mustafa Özyürek, Yimpaş benzeri halktan izinsiz para toplayan yeşil sermayeli şirketlere Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından kayyum atanabilmesine olanak sağlayan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'ndaki hükümlerin, 1.537 maddelik tasarıdan çıkartılarak Meclis'e ayrı getirilmesi halinde kısa sürede yasalaştırılacağını söyledi.
Plan Bütçe Komisyonu'nda konuşan CHP'li Özyürek, Yimpaş'ın gündeme gelmesiyle halen Adalet Komisyonu gündeminde bulunan tasarının bir an önce yasalaştırılmasının düşünüldüğünü belirterek, 'Yoğun gündem nedeniyle bu mümkün değil. Eğer Yimpaş mağdurları için çözüm olacaksa, belli maddeleri ayrı bir paket içine alınıp çıkarılabilir" dedi. AKP'liler, Özyürek'in konuşması sırasında 'yeşil sermaye', 'İslami Holding' tanımlarını kullanmasına tepki gösterdi.
AKP'li Musa Uzunkaya tepki göstererek, "Sermayenin yeşili kırmızısı olmaz. Para paradır. Bu tabirleri kullanmamak gerekir. 'İslami terör' denilmesine nasıl tepki gösteriyorsak bu da öyle..." dedi.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Yeni rektör formülüne YÖK tepkisi
Yeni kurulan 15 üniversiteye nasıl rektör atanacağı tartışması sürüyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nca belirlenecek 4 rektör adayının YÖK tarafından ikiye indirilerek Cumhurbaşkanına sunulmasıyla ilgili kanun teklifine YÖK'ten tepki geldi. YÖK Başkanvekili Prof. Dr. İsa Eşme, "Yeni üniversitelerde seçim süreci başladı. Yeni bir yasa üniversitelerdeki gelişmeyi sıkıntıya sokar. Kaldı ki bu yasa kendi mantığına aykırı. MEB, YÖK'ün alt birimi değil. Normali YÖK'ün adayları belirlemesi, Bakanlık'ın sayıyı ikiye indirmesi olabilir" dedi.
--------------------------------------------------------------------------- -----
CHPden Yimpaş için Uzan Yasası benzeri düzenleme
Hasan TÜFEKÇİ
CUMHURİYET Halk Partisi, Yimpaş ve diğer holding mağdurlarının mağduriyetlerinin giderilmesi için yeni yasa teklifi hazırlıyor. Teklifte, Bankalar Kanununda yeralan Uzanlara da uygulanan maddelere benzer hükümlerin de yeralması bekleniyor. CHP Mersin milletvekili Mustafa Özyürekin dün Plan ve Bütçe Komisyonunda da dile getirdiği teklifin sadece Yimpaş ve benzeri holding yöneticileri ve mağdurlarını içermesi bekleniyor. Özyürek, teklifte zamanaşımı süresinin yeniden düzenleneceğini, halen faaliyette olan bu holdinglerin kayyuma devrine imkan sağlayacağını ifade etti. Kamuoyunda Uzan Yasası olarak bilinen 5020 sayılı Bankalar Kanunu, yöneticiler ile birlikte eş, çocuk ve kan bağı bulunanların da sorumlu olmasını öngürüyor. Özyürek, benzeri düzenlemenin bu teklifte de yeralacağını söyledi.
ACELE ÇIKARALIM: Özyürek, "Türk Ticaret Kanunu Tasarısının hemen çıkması mümkün değil. SPKnın kanun taslağı ile beş altı maddelik bir tasarı olsun. Acele Meclisten çıkaralım" dedi.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Köye haciz koydurdu...
Muğla'nın Milas İlçesi'ne bağlı Derince Köyü'nde kır bekçiliği yapan Ali İhsan Yalçın, SSK primlerini eksik yatırdığı gerekçesiyle köy muhtarlığı hakkında açtığı davayı kazandı. Mahkemenin verdiği kararla 40 bin YTL'lik ödeyemeyen primler nedeniyle, köy muhtarlığının taşınmazlarına haciz konuldu.
Hürriyet-DHA-Derince Köyü'nde, asgari ücretle 15 yıl kır bekçiliği yapan Ali İhsan Yalçın, 2003 yılında emekli oldu. Yalçın, emekli olduğu sırada SSK primlerinin eksik yatırıldığını ileri sürerek köy muhtarlığı hakkında Ankara İş Mahkemesi'nde dava açtı. Mahkeme, primleri eksik yatıran Derince Köyü Muhtarlığı'nı haksız bularak, Yalçın'a 40 bin YTL ödemesine karar verdi.
KÖYÜN TAŞINMAZLARINA HACİZ
Köy muhtarlığı, yasal faizleriyle 40 bin YTL'yi bulan parayı ödeyemeyince Yılmaz, Milas İcra Mahkemesi'ne başvurdu. Mahkeme Yılmaz'ın alacağına karşılık, köye ait 45 yıllık caminin, köy imamımın kaldığı lojmanın, camiye ait narenciye bahçesinin, su kuyusunun ve köye ait 5 parsellik arsanın haczine karar verdi.
Söz konusu dönemlerdeki muhtarların yaptığı yanlış ve eksik işlemler yüzünden mağdur olan şimdiki muhtar Mehmet Ali Dağ ve Derince Köyü sakinleri, borcun ödenmesi için çözüm yolu aramaya başladı. Böyle bir durumun ancak Türk filmlerinde yaşanabileceğini belirten köylüler, Cami satılırsa, cemaat nereye gidecek? diye soruyor. Lojmanı önümüzdeki günlerde satışa çıkartılacak olan köy imamı ise, tayinini istedi. Köylüler satışa çıkarılacak olan içme suyu kuyusunun yerine ise, yeni bir kuyu açmak için uygun bir yer aramaya başladı.
Derince köyü muhtarı Mehmet Ali Dağ, kendilerdine ilk olarak 21 bin YTL para cezası verildiğini, bunun faizleri ile 40 bin YTL'yi bulduğunu belirterek, Yalçın ile bir şekilde uzlaşma yoluna gideceğiz. Daha önce de köye ait 25 bin YTL'lik elektrik borcunu da bu şekilde ödemiştik diye konuştu.
--------------------------------------------------------------------------- -----
'Atatürk'e hakaret'e tutuklama
Banliyö treninde arkadaşlarıyla konuşurken ''Atatürk'ün manevi şahsiyetine hakaret ettiği'' iddia edilen bir kişi tutuklandı.
Erenköy'e gitmek üzere Gebze'den banliyö trenine binen Osman Ergün (25), yanındaki 3 arkadaşıyla konuşurken Atatürk'e hakaret içeren ifadeler kullandığı gerekçesiyle, trendeki güvenlik görevlisi Agah Oktay Gürler tarafından uyarıldı. Güvenlik görevlisi Gürler, Ergün'ü Bostancı Tren İstasyonunda indirerek, durumu polise bildirdi.
Osman Ergün, istasyona gelen polis ekiplerince gözaltına alındı. Polisteki sorgusunun ardından Kartal Adliyesine sevk edilen Osman Ergün, savcılık tarafından tutuklanması istemiyle nöbetçi mahkemeye gönderildi. Mahkemede hakim karşısına çıkan Ergün, ''Atatürk'ün manevi şahsiyetine hakaret'' suçundan tutuklandı.
Erenköy'deki bir oto yıkama dükkanında çalıştığı öğrenilen Ergün, adliyede gazetecilerin soruları üzerine, ''Benim amcalarım, diğer pek çok yakınım hep eğitimcidir. Biz Cumhuriyet çocuğuyuz. Böyle bir şey söz konusu değil'' dedi.
AA
--------------------------------------------------------------------------- -----
Tartışmalı Vakıflar Yasası kabul edildi
Lozan Anlaşmasının delindiği iddiasıyla hükümete ağır eleştiriler gelmesine neden olan Vakıflar Yasası, en sonunda TBMMden onay aldı.
31 red oyuna karşı, 241 oyla kabul edilen tasarı için, CHP son anda "Türkiyenin Avrupa Birliği üyesi olmasının ardından yürürlüğe girsin" önergesi verdi. Yasanın en ilginç önergesi gülümsemeler arasında reddedildi. Yasa, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından da onaylanırsa, 1936 Beyannamesindeki mallar, cemaat vakıflarına kaydedilebilecek.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Y A Z A R L A R
--------------------------------------------------------------------------- -----
Yabancı ülkede yabancı işçi çalıştıracağız SSK gerekir mi
10.11.2006 / Ali Tezel / Referans
Yurtdışında yerleşik (Almanyada Alman vatandaşı) kişiyi çalıştırmak istiyoruz. Almanyada şubemiz ve bir işyerimiz olmayacak. Evinden pazarlama elemanı olarak mağaza ve alışveriş merkezlerinde ürünlerimizin satışını, takip ve satılması için çalışmalar yapacak. Maaşını her ay döviz olarak buradan ödeyeceğim. Maaşından vergisini keseceğim. SSKya işe giriş yapılacak mı veya herhangi bir yerden özel izin almam gerekiyor mu? Bu konuyla ilgili İzmir SSKdan cevap alamadım. Ankaraya başvurmamı istediler. Selim Kılıç-SMMM
Selim Bey, sorunuzda sorduğunuz Alman vatandaşı birisini Almanyada çalıştırma hususunda özel olarak düzenlenmiş yasal bir belge yoktur. Ancak, çalıştıracağınız kişiyi hizmet akdiyle çalıştıracağınız ve kendisine ödenen ücretleri de Türk Ticaret Kanununa göre kurulmuş şirkete ait defterlere gider olarak kaydedeceğiniz için öncelikle ücret bordrolarınıza dahil etmeniz gerekir. Aranızda hizmet akdi olması ve ücret bordrosuna da kaydettiğiniz için kendisini 506 sayılı kanuna göre sigortalı saymanız ve SSKya işe giriş bildirgesi vermeniz gerekir. İşte burada sorun yaşayacaksınız, zira SSKya işe giriş bildirgesi vereceğiniz yabancı için sizden, Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkındaki 4817 Sayılı Kanun gereğince Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı-Çalışma Genel Müdürlüğünden alınmış izin belgesi isteyecekler. Ancak bahsi geçen kanunun 1'inci maddesi gereğince, Madde 1 - Bu kanunun amacı, yabancıların Türkiyedeki çalışmalarını izne bağlamak ve bu yabancılara verilecek çalışma izinleri ile ilgili esasları belirlemektir.
Madde metninden de görüleceği gibi, sadece Türkiyede çalışacak yabancılar için izin alınması gereklidir. Türkiye dışında istihdam edilecekler için izne gerek yoktur. İzne gerek yoktur ama SSK uygulamaları gereğince, yabancı birisi için işe giriş bildirgesi verildiğinden ekinde izin belgesi yoksa epey başınız ağrıyacak demektir. Hatta konu bölge çalışma müdürlüğüne, emniyete ihbar edileceği gibi epeyce sayıda müfettişle muhatap olacaksınız, derdinizi tam anlatamazsanız veya anlayamazlarsa bu kere de milyarlarca lira idari para cezasıyla karşılaşabilirsiniz. Benim samimi tavsiyemi isterseniz, ödemelerinizi gider pusulası, satış sözleşmesi karşılığı prim vs veya olabiliyorsa fatura karşılığı yapın.
Askerlik borçlanması ve son yedi yıl
1958 doğumluyum, 1982-1994 yılları arası 12 yıl Bağ-Kur hizmetim mevcuttur. 2002 yılında SSK sigortalısı olarak çalışmaya başladım. 490 gün SSK hizmetim mevcut. Son 7 yıl içinde Bağ-Kur hizmetim fazla ama ben SSKdan emekli olmak istiyorum. Askerlik ödememi henüz yapmadım, askerliği yatırsam acaba bana ne şekilde faydası olur. Son 7 yılın içine sayılır mı? Askerden önce SSK veya Bağ-Kurum yok, ilginize teşekkürler. İbrahim Aslan
Beyefendi, sizin de belirttiğiniz üzere SSKdan emekli olabilmek için son yedi yıllık (2520 günlük) fiili prim ödemelerinizde en çok SSKya prim ödemiş durumda olmanız gerekir. Bu nedenle SSKya prim ödemeniz şart. Askerlik borçlanmasına gelince, askerlik yaptığınız süreyi borçlanarak satın alırsanız bu süre son yedi yılın hesabında dikkate alınmaz, zira 1958 doğumlu olduğunuza göre 1978 veya 1979 yıllarındaki askerlik yaptığınız tarihleri satın olmuş oluyorsunuz. Bu nedenle fiili olarak SSKya prim ödemeye devam ediniz, bana göre askerlik sürenizi borçlanmanıza gerek yok.
Engelli işçi ücretinden alınacak vergi matrahı
193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun 31. maddesi gereğince, Çalışma gücünün asgari yüzde 80'ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabı birinci derece sakat, asgari yüzde 60'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ikinci derece sakat, asgari yüzde 40'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise üçüncü derece sakat sayılır ve aşağıda sakatlık dereceleri itibariyle belirlenen aylık tutarlar, hizmet erbabının ücretinden indirilir. Yasal tanımı ile sakatlık indirimi tutarları yani vergi alınmayacak ücret miktarları, Bakanlar Kurulunca belirlenmektedir ve 19.12.2005 tarihli ve 2005/9826 sayılı kararnamenin ekine göre;
* Çalışma gücünün yüzde 80ini kaybetmiş birinci derece sakatlar için 2006 yılı için 530,
* Çalışma gücünün yüzde 60ını kaybetmiş ikinci derece sakatlar için 265 YTL,
* Çalışma gücünün yüzde 40ını kaybetmiş üçüncü derece sakatlar için 133 YTL,
olarak tespit edilmiştir.
Buna göre 2006 yılı içinde yukarıdaki gruplara göre vergi indirim belgesine sahip olan ücretlilerin, ücretlerinden yukarıdaki rakamlar kadarından vergi alınmayacaktır. Yukarıdaki rakamdan fazla gelir varsa sadece o kısımdan Gelir Vergisi alınmaya devam edilecektir.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Dolandırılanlar, dolandıranlar ve sorumlular
Nazlı ILICAK - TAKVİM
Evvelki akşam "Sözün Özü"nde Yimpaş konusunu işledik. Seyirciler, gönderdikleri mesajlarla katkıda bulundular. Mesajların çoğunda, insanlar, uğradıkları mağduriyeti belirterek "Ne zaman paraların kendilerine ödeneceğini" soruyordu. Kimisi de, bu kadar çok batık şirket mevcutken, niçin medyanın Yimpaş'a yüklendiğini öğrenmek istiyordu. Bunun bir kârzarar ortaklığı olduğunu, para yatıranların risk aldığını, dolayısıyla, zarara da katlanmak zorunda olduklarını söyleyenler de vardı.
Birkaç haftadır konuyu yakından takip ediyorum. Olayların bu şekle gelmesinde çok sayıda unsur bir arada rol oynuyor.
1) Başta iyi niyet olabilir: Küçük tasarruflar biraraya getirilerek büyük işler başarılsın.
2) Vatandaşın gösterdiği ilgi yüzünden, kötü niyetliler de para toplama işine karışıp, keselerini doldurmayı düşündüler.
3) 28 Şubat süreci, gelişmeleri çok olumsuz etkiledi. Asker yeşil sermayeye hücum edince, İslâmi holdinglerin eline bir koz verdi. Mağduru oynayarak, para toplamak kolaylaştı. Esas büyük para akımı o dönemde gerçekleşti.
4) İslâmi holdinglerin hisse senetleri büyük bir talep patlamasıyla karşılaşınca, Sermaye Piyasası Kurulu, para alışverişini resmileştirme gayreti içine girmeliydi. Böylece her şey kayıt altına alınacaktı. Ama, Kurul, 28 Şubat zihniyetinin de telkiniyle, sermaye artışına izin verme konusunda ayak sürüdü. Bu yüzden paralar açıktan geldi; kimi kayda girdi, kimi girmedi; hiçbir denetim yapılamadı.
5) Hızlı para akışı karşısında, İslâmi holdingler direnemedi; ortak almaya devam ettiler ve bu parayı hemen kullanmak için düşüncesizce yatırımlara giriştiler. Maalesef en tepe noktalarda profesyonel yönetici ya kullanmadılar; kullandılarsa da devamlı onların işine karıştılar.
***
Bu şekilde para toplayan şirketler arasında 3'ü ciddi yatırım yapmış ve ayakta kalabilmiş görünüyor: Kombassan, İttifak Holding ve Yimpaş.
Yimpaş Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar bazı rakamlar veriyor: "Yimpaş AŞ 1982'de kuruldu. 1983 yılından 2000 yılı sonuna kadar toplam net kârımız 134 milyon marka tekabül ediyor. Ödediğimiz kurumlar vergisi, KDV, SSK primi, motorlu taşıtlar vergisi vs yani toplam vergi aynı dönemde 296 trilyon lira ki, bu, yıllar içinde değişen paritelere göre 480 milyon mark değerinde. Bu süreçte, toplanan para, Euro üzerinden hesap edilirse 600 milyon Euro civarında; mal varlığımız ise 1 milyar 200 milyon Euro."
Bu rakamlara bakınca, sanki her şey güllük gülistanlık, sanki Yimpaşzedeler paralarını isteseler alacaklar gibi. Oysa bu doğru değil.
Özkan Öksüz, ekonomik gerçeğin altını çizdi: "Hükûmet kanun çıkarsa dahi, paralarını kaptıranların taleplerinin tamamen karşılanması mümkün olmayacak."
Çünkü, zaten bu holdinglerin çoğu tabela şirketi; ne firmalar ortada, ne de sorumlular. Ayakta kalanlar için konuşalım: Gene alamayacaklar. Çünkü para yatıranlar, bir holdinge ortak oldular. Bir bankada mevduat yapmadılar. Kendilerine "Talep ettiğiniz takdirde para size geri verilecek" denilmiş olabilir. Böyle bir şey kendilerine söylenildiyse, gerçek dışı bir vaad verilmiştir. Çünkü Türk Ticaret Kanunu, herhangi bir işletmenin elden çıkardığı hissesini geri almasına engeldir. Bu yüzden, Yimpaş'a dava açıp parasını almak isteyenler, davayı kaybediyor. Hâkim, Türk Ticaret Kanunu'nun 405'inci maddesinin 2'nci fıkrasına dayanarak, şikâyetçinin parasını geri isteyemeyeceğini söylüyor. Aynı durum, dünyanın bütün ülkelerinde geçerli.
Şimdi hükûmet, Türk Ticaret Kanunu'nda bir değişikliğe giderek veyahut SPK Kanunu'na yeni hükümler ilâve ederek, şirketlere hiç değilse kısmen, belirli bir oranda, elden çıkarılan hisseleri geri alma imkânını tanıyacak. O zaman Yimpaş, çok yoğun hücum olmazsa, mağduriyetleri gidermeye çalışabilir.
Ayrıca, Yimpaş, şirketlerin birbirinin hissesini devralması suretiyle, 2001 yılında, talep eden ortaklarına büyük paralar ödemişti. Ortak, elindeki Yimpaş AŞ'ye ait hisseyi Yimpaş Holding'e satabiliyor veyahut Yimpaş Gıda Sanayi, Yimpaş Holding'in hissesini alabiliyordu. Ama, SPK, bunun borsa muamelesine benzer bir aracılık faaliyeti olduğu
düşüncesiyle, bu şekildeki alışverişleri yasakladı. Yimpaş, bu yüzden talepleri karşılayamaz duruma düştü. Konu mahkemeye intikal etti; mahkeme Dursun Uyar'a hak verdi. Yargıtay usulden bozdu. Dava Yimpaş lehine sonuçlandığı takdirde, Uyar, SPK'nın "aracılık faaliyeti" gibi gördüğü, şirketlerin birbirinin hissesini alıp satması işlemini sürdürecek ve mağduriyetleri gidermeye çalışacak.
Altını çizerek söyleyelim: Bu, sadece Dursun Uyar'ın vaadi.
Tekrar edelim: Hangi imkân doğarsa doğsun, hangi düzenleme yapılırsa yapılsın, 115 bin ortağı olan Yimpaş'tan toplu para çekişi olursa, bunu karşılamak mümkün değildir. Dursun Uyar, birkaç bin mağdurun güveninin sarsıldığını, ama diğer ortakların Yimpaş'a destek vermeye devam ettikleri söylüyor. Bu doğruysa Yimpaş ayakta kalabilir, kendini toplayabilir.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Sosyal güvenlik reformu ile primlerini ödemeyene yurtdışı yasağı geliyor
İŞ HUKUKU VE SOSYAL GÜVENLİK (Sorular-Cevaplar) / Resul Kurt
e-mail: info@ resulkurt.comwww.resulkurt.com
Çalışanların sosyal güvencesinin sağlanabilmesi için prim belgelerinin de verilmesi gerekmektedir. İşverenlerin bir ay içinde 4. ve 5. maddeye tâbi çalıştırdığı sigortalıların ve sosyal güvenlik destek primine tâbi sigortalıların; ad ve soyadlarını, TC kimlik numaralarını, prime esas kazançlarını, prim ödeme gün sayıları ile prim tutarlarını gösteren ve asıl veya ek aylık prim ve hizmet belgesi düzenlemeleri gerekiyor.
Primlerin ödenme süresi
4/(a) bendinde belirtilen (SSK'lılar) sigortalıları çalıştıran işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar kuruma öder.
4/(b) bendi kapsamında sigortalı sayılanların (Bağ-Kur'lular), her ay için otuz tam gün prim ödemesi zorunludur. Bu kapsamdaki sigortalılardan, bu kanuna göre tescilleri yapıldığı halde, beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarının kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde, daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödemesi bulunmayan sigortalının ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulur. Prim borcunun ait olduğu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin kurum alacakları takip edilmeyerek, kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80. maddenin dokuzuncu fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarını, tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.
4/(c) bendinde belirtilen sigortalıları (kamu görevlileri) çalıştıran işverenler, çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek, en geç ödemenin yapıldığı tarihi takip eden onbeş gün içinde kuruma öderler.
Primlerini süresinde ödemeyene gecikme cezası
Kısa ve uzun vadeli sigortalar ile genel sağlık sigortası için, bu kanunda öngörülen her türlü ödemeler ile yönetim giderlerini karşılamak üzere kurum prim almak, ilgililer de prim ödemek zorundadır. Kurumca tahsil edilen genel sağlık sigortası primleri, tahsil edilmesini müteakip doğrudan kurum bütçesinin genel sağlık sigortası kalemine aktarılır. Kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarları, gelir vergisi ve kurumlar vergisi uygulamasında gider yazılamaz. Kurumun prim ve diğer alacakları süresi içinde ve tam olarak ödenmezse, ödenmeyen kısmı sürenin bittiği tarihten itibaren ilk üç aylık sürede her bir ay için yüzde 3 oranında gecikme cezası uygulanarak artırılır. Ayrıca, her ay için bulunan tutarlara ödeme süresinin bittiği tarihten başlamak üzere borç ödeninceye kadar her ay için ayrı ayrı Hazine Müsteşarlığı'nca açıklanacak bir önceki aya ait Yeni Türk Lirası cinsinden iskontolu ihraç edilen devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faizi bileşik bazda uygulanarak gecikme zammı hesaplanır. Ancak, ödemenin yapıldığı ay için gecikme zammı günlük hesaplanır. Bakanlar Kurulu, ilk üç ay için uygulanan gecikme cezası oranını iki katına kadar artırmaya veya bu oranı yüzde 1 oranına kadar indirmeye, yeniden kanunî oranına getirmeye ve uygulama tarihini belirlemeye yetkilidir. Dava ve icra takibi açılmış olsa bile, prim ve diğer kurum alacaklarının ödenmemiş kısmı için gecikme cezası ve gecikme zammı tahsil edilir.
Prim borçları katma değer vergisi iade alacağından mahsup edilebilecek
Prim borçları katma değer vergisi iade alacağından mahsubu suretiyle de ödenebilir. Bu takdirde katma değer vergisi iade hakkı sahibi kendisinin, mal veya hizmet satın aldığı veya iştirak veya ortaklık ilişkisi içinde bulunduğu işverenlerin prim borçları için de mahsup talep edebilir. Bu işverenlerin mahsup talebinde bulundukları ayda muaccel olan prim borçlarının birinci fıkrada belirtilen ödeme sürelerini izleyen onbeş gün içinde mahsup suretiyle ödenmesi halinde, yasal süresi içinde ödendiği kabul edilir. Ancak prim borçlarının katma değer vergisi iade alacağından mahsup suretiyle ödenmesi talebinde bulunulduğu halde, süresinde mahsup edilemeyen veya eksik mahsup edilen prim borçları için birinci fıkrada belirtilen ödeme sürelerini izleyen günden başlanarak gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanır. Sosyal güvenlik kurumu, Maliye Bakanlığı'nın uygun görüşü ile bu uygulamadan faydalanacak işverenleri; iştigal konusu, işletme türü ve işletme büyüklüğü itibariyle belirlemeye ve lehine mahsup talebinde bulunulan işverenlerin prim borcu ödeme süresini otuz günü aşmamak üzere uzatmaya yetkilidir.
Prim alacağını bir yılda tahsil etmeyen yöneticilere kovuşturma geliyor
Sosyal güvenlik kurumu, kamu idarelerinde işyerinin özelliği nedeniyle primlerin farklı zamanlarda ödeme süresini belirlemeye yetkilidir. Prim alacaklarının tahsili için en geç bir yıl içinde icra yoluna başvurmayan kurum yetkili personeli hakkında genel hükümlere göre kovuşturma yapılacaktır.
Borcunu ödemeyen işverenlere yurtdışı çıkış yasağı geliyor
Miktarı sosyal güvenlik kurumu yönetim kurulunca belirlenen tutarı geçen ve yurtdışına çıkış yasağı konulacağına dair ihtar tebliğ edilmesine rağmen, borcunu ödemeyen işverenlerin kendileri veya kanunî temsilcileri hakkında kurumun talebi üzerine, yurtdışı çıkış yasağı uygulanacaktır. Bu da sosyal güvenlik prim borçlarının ödenmesi için caydırıcı bir düzenleme olacaktır.
--------------------------------------------------------------------------- -----
AB ile müzakereler böyle yürümez
Seyfettin Gürsel (10.11.2006) - Vatan
Haziranda Lüksemburg Zirvesinin heyecanlı günlerinde çıkan yazım bu başlığı taşıyordu. Yazı şöyle devam ediyordu: Doğrusu bu iş kabak tadı vermeye başladı. İpler bugün olmazsa bir başka gün nasıl olsa kopacak. Müzakereler Kıbrıs Rum kesiminin sürekli veto tehdidi altında devam edemez...
Hukuksal pozisyonlar bir yana, siyaseten, Türkiye, Kıbrıs Rum kesimi ve AB arasında karmaşık bir stratejik oyun oynanıyor. Rumlar Türkiyenin AB iştahını kullanarak lehlerine yeni bir müzakere pozisyonu elde etmeye çalışıyor. Rumların stratejik hedefi Türkiye tarafından tanınarak sorunun AB normları çerçevesinde çözülmesi. İlerleme raporunda Türkiye tarafından imzalanan Ankara Protokolünün, yani Rum bandıralı taşıtlara hava ve deniz limanlarının açılmasının Türkiyenin hukuksal yükümlülüğü olduğu açıkça ifade edilerek 15 Aralıka kadar zaman tanınması, Rumların stratejisine son derece uygun.
Buna karşılık Türkiye ve KTTC açısından Fin planının kabul edilme şansı sıfır. Fin önerileri KKTCnin izolasyonunda sadece küçük bir gedik açarken, Rum Yönetiminin tanımasında büyük bir adım anlamına geliyor. AB zemininde bir çözüme Türkiye ancak tam üyelik garanti edildiği takdirde razı olabilir.
ABnin çıkmazı
Bu noktada ABnin çıkmazı başlıyor. Türkiyeye tam üyelik garanti edilmiyor. İlk kez bir aday ülke üye olacağından emin olmadan müzakere ediyor. Bir çok başlıkta zaten tıkanmalara neden olacak bu zaafiyet, Türkiyenin elini ayağını bağlıyor. İlerleme raporunda ayrıntılı olarak ele alınan 35 alana şöyle bir göz atmak yeterli. Türkiye tam üye olmayacaksa, demokrasi, insan hakları ve yaşam kalitesi hariç, diğer pek çok konuda neden ABnin kurallarını uygulamak zorunda olsun ki?
Bölünmüş Kıbrısı üyeliğe kabul eden AB, büyük bir sorunu da başına musallat ettiğinin yeni yeni farkına varıyor. Bu nedenle Kıbrısta bir an önce çözüm istiyor. Bunun için ya Türkiyeye tam üyelik garantisi vermek, ya da Rum Yönetimi üzerinde ciddi baskı uygulayarak iki kesimli federasyona saygılı bir çözümü kabul ettirmek zorunda. Türkiyeye tam üyelik garantisini daha uzun süre veremeyeceği ortada.
Rumlara baskı yapmak için ise ABnin ağır topları arasında mutabakat yok. Türkiyeye bir an önce havlu attırmak isteyen Fransa, Avusturya ve Almanya Hükümetinin Hristiyan Demokrat kanadı müzakerelerin tümüyle askıya alınması için bastırırken, zavallı Finlandiya ile diğer pek çok üye attığı imzanın gereğini yerine getiremeyen Türkiyeyi ve müzakereleri acaba kurtarabilir miyiz diye çabalayıp duruyor.
AB çıpası
Bu aşamada Rumlar ipleri sonuna kadar gererek, ama koparmadan Türkiyeyi ne kadar geriletebileceklerini öğrenmeye çalışıyor. Türkiye ise, inceldiği yerden kopsun diyerek AByi sıkıştırmaya çalışıyor. Böylelikle zaman kazanarak müzakerelerde yol almayı umuyor.
Müzakerelerin böyle bıçak sırtında devam etmesi olanaksız. AB çıpası yakında taramaya başlayacak. Ekonomik güveni pekiştirmek için yapısal reformlara ve siyasal istikrara her zamankinden daha fazla ve daha acilen ihtiyaç var. Kendi başımıza reform yapmayı öğrenmek zorunda kalacağımız günler yaklaşıyor.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Cumhurbaşkanımı buldum...
Bekir COŞKUN bcos...@hurriyet.com.tr
BAŞBAKAN Erdoğan dedi ki:
"İlla ben olacağım diye bir şey yok..."
Var, var...
İlla ki var.
Nasıldı şarkımız:
"Birlikte yürüdük biz bu yollarda,
Bana her şey seni hatırlatıyor..."
Cumhurbaşkanlığından söz açılıp da, daha birisi "Cum..." der demez, ben "Tayyip Bey olsun..." derim.
Olmazsanız olmaz...
*
Olmaz diye bir şey de yok bu memlekette.
Laik cumhuriyetin başkenti Ankaranın ambleminin minare ve camilerden oluşacağını düşünebilir miydiniz?..
Ya da; bir gün imam kadrolarının Türkiyeyi yöneteceği...
Hiç aklınıza gelir miydi; bir TBMM Başkanımız olacak, türbanı namus meselesi sayacak ve laiklik ilkesini değiştirmeye kalkacak...
Kim bilebilirdi; cumhuriyetin kuruluşundan 83 yıl sonra, çağdaş insanların giremediği, tarikatların denetiminde, şeriat mahkemelerinin kurulduğu kurtarılmış bölgelerimiz olacağını?..
Devrim ilkelerinin çöpe atıldığını, cumhuriyet çocuklarının küçük küçük bayrakları alıp gözyaşları içinde arada bir Anıtkabire koştuklarını ama hiçbir şey yapamadıklarını...
Düşünebilir miydiniz?..
Pekiii...
Cezaevinde "din-mezhep ayrımı" yüzünden yatmakta olan Erdoğanın, oradan çıkıp, devletin hukuk kurumlarının olağanüstü desteği ile "Başbakan" olacağını aklınıza getirebilir miydiniz?..
Şimdi neden olmasın?..
*
Ve bu topluma bu yakışır...
Bu işverenlere, bu patronlara, bu aydınlara, bu millete...
Ola ki "Yüzde 25 ile cumhurbaşkanı mı seçilir?" gibi saçma-sapan şeyleri de aklınızdan geçirmeyin. "Yüzde 25 ile" beş yıl Türkiyeyi tepe tepe yönetiyorlar da...
Sesiniz, soluğunuz çıkmadı da...
(......)
Ben Tayyip Erdoğan derim.
İsterim de isterim.
En yakışanı o.
O olmazsa küserim...
--------------------------------------------------------------------------- -----
Böyle skandal görmedim
Halit TUNÇ
halitt...@stargazete.com
TELEFONDAKİ titrek ses aynen şunları söylüyordu. Şu anda yerel TVde konuşan ve kendisini Avukat olarak tanıtan kişinin bu meslekle bir ilgisi yok. Yanılmıyorsam bir suçtan da aranıyor.
Herşeyin sahtesine alıştığımız için Burası Türkiye normaldir diye düşündük. Sıradan bir olaymış gibi araştırmaya başladık. Toplumun bütün kesimlerince sorgulanması gereken, korkutucu sonuçlara ulaştık.
Sahte avukat konuşuyor:
TV proğramında vatandaşımızın hukuki sorunlarına çözüm üreten sahte Avukatımız... Türkiye - Almanya hatında hertürlü uluslararası meseleyi jet hızıyla nasıl çözeceklerini örnekleriyle sunuyor.
Gerçek avukat onaylıyor:
Proğramdaki gerçek Avukat A.Y. ise meslektaşım diye hitap ettiği S.G.ı (Türk işi hukuk dehasından) dolayı kutluyor. Onaylıyor.
İşte asıl skandallar, acılar, dramlar ise bundan sonra gün ışığına çıkıyor.
17 ayrı suç dosyası...
S.G.nın Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığından alınan Adli Sicil kayıtlarına göre 17 ayrı suçtan sabıkası bulunuyor. S. G.nın dosyalarını irdelerken, İzmir Barosuna kayıtlı kadın Avukatlara yönelik bir dizi şantaj, dayak, iddasıyla yüzleştim. Ve inanılmaz sonuçlara ulaştım.
Önce kadın kavutların ofislerini çiçek bahçesine dönüştürüyor.
Yerel TVde kendisini hukuk danımanı ve Angolabankın Türkiye Temsilcisi olarak tanıtan S.G., bazen inşaat mühendisi, bazen de çok zengin genç işadamı kimliğiyle yalınız yaşayan genç kadın Avukatlarla diyalog kuruyordu.
Avukatların çalışma ofislerini çiçek bahçesine dönüştüren S.A. niyetinin ciddiyetini vurgulamak için, peşinden evlenme teklifi yapıyordu.
Beş kadın avukat ve inanılmaz acılar:
Bu tuzağa düşen, maddi ve manevi yıpranan, bütün parasını kaptıran, bürolarını satan, kenti terk eden, psikolojik tedavi gören beş kadın avukata ulaştık. Bunlardan sadece 3ü Savcılığa başvurdu. Çeşitli iddialarla ilgili suç duyurusu yaptı. Diğerleri çevre baskısı skandalın mesleklerini yok edeceği endişesi ile susmayı tercih etti. Öldürülme korkusu yaşayan avukatlarda var.
Avukat anlatıyor: Dayak atıyor. Paramı alıyor. Yakınlarımı öldürmekle tehdit ediyordu.
Türkiyede kadın olmak yeterli. Avukat, Savcı, Öğretmen, Gazeteci fark etmiyor. Sömürülmek, aşağılanmak, dayak için, en uygun alandır kadın...
Avukat A. M. anlatıyor:
Bana kendisini işadamı olarak tanıttı. Sanki büyülenmiştim. Her dediğine inanmış, gerçekleri göremiyordum. Gerçek kimliğini öğrendiğimde çok geç kalmıştım. Bir dizi şantaj ve tehditin tuzağına düşmüştüm. Artık beni dövüyor. İstediğini yapıyordu. Paralarıma el koymuş. Müşterilerimle o görüşüyordu. Aileme zarar vermesinden çok korkuyordum. Şu anda bile çok korkuyorum. Bir hukukçunun bu noktaya gelmesinin dayanılmaz acısını çekiyorum..
Onu öldürmek için silah aldım. Ama beceremedim.
Avukat A.H. anlatıyor: Bütün birikimimi ona kaptırdım. Çok tehdit aldım. Hatta saldırıya uğradım. Ailem onun yüzünden dağıldı. Öldürmek için silah aldım. Yapamadım. Psikolojik tedavi görüyorum. Onun izlerini bana ve aileme yaşattıklarını hiçbir ceza biçimi gideremez. Öyle çaresizim ki... Üstelik avukatım. Kendi hakkımı aramaya gelince yetersiz kaldım.
Hukuk bilgisi ve Yargı çevresi şaşırttı beni.
Avukat A.Y. tanıştıktan hemen sonra bir mahkemede işim vardı. Dur hemen halledeyim ilgili yere (makama) bir telefon işi çözdü. Ve benzer olaylar nedeniyle avukatlığından hiç şüphe etmedim. Ve beni çok acımasızca kullandı. Evlenme teklif etmişti. Çok da ciddiye almıştım. Tam bir yıkım yaşıyorum.
Kadın avukatları dinledikçe bir korku filmini izler gibi oluyorsunuz. Karşınızda ağlayan, titreyen kişi sıradan bir Anadolu kadını değil. İzmirin orta yerinde avukat.
S. G. gözaltında.
starEGEnin ısrarlı takibi sonucu S.G. gözaltına alındı. Yazımı kaleme aldığım bu sıralarda sorgusu devam ediyordu. Bizi izlemeye devam edin.
Üç yürekli kadın için tüm Egeyi desteğe çağırıyorum. Başka canlar yanmasın.
--------------------------------------------------------------------------- -----
Basinda Yargi Haberleri...
Canım Babam Hasan ÖZDERİN in Aziz Hatırasına,
( 13 Aralık 2004 Söz Eylemini Yitirdi...)
Derleme : Metin OZDERIN
OZDERIN,M.
msn: ozde...@hotmail.com