OZDERIN AVUKATLIK BUROSUKaldırın Hrantı uzandığı kaldırımdan...
Cengiz ÇANDAR - 18,02,2009 (Radikal)
Bundan iki yıl önce bugün Hrant Dink son kez bu dünya yüzünde ve evinde uyudu. Ertesi gün, 19 Ocak günü havanın karardığını göremedi. Evinin yolunu tutamadı. Arkasından sıkılan alçakça kurşunlarla kaldırımın üzerine boylu boyunca yüzükoyun uzandı. Üzerine önce gazete kağıtları örttüler. Birkaç gün sonra İstanbulun gördüğü en görkemli ve en vakur insan seliyle onu toprağa bıraktık. Nihayet toprağına girdi. Su çatlağını buldu.
O gün bugündür Hrant Türkiyenin tutması gereken yolu bir dev ve ebedî bir ışıldak gibi aydınlatıyor. Yarın ondan fiziki ayrılışımızın ikinci yılı tamamlanacak ve hayatında olmadığı kadar, her daim, her lahza bizimle birlikte yaşamaya devam ediyor.
Yaşamında neyi görmeyi arzu ettiyse, son iki yıldır ona gösteriliyor. Şu an itibarıyla 30 bin dolayında vatandaşı, aslında onun şahsında onun soydaşlarından özür diledi.
Hrant, bu gelişmeye tanık olsa, kimbilir, ne yapardı?
Ne yapacağını Karin Karakaşlı yazmıştı.
Belki tam karşınızda size doğrudan seslenebilen bir iki istisna dışında, Ermeni kardeşlerimiz dediğiniz insanları daha çok görmeye ihtiyacınız var ve sanki onlar dışında başka kim varsa bir şey söylüyor gibi de hissediyorsunuz. Ama ne olur anlayın halden. Size bu kadar hakaret, tehdit yağdırılan bir ortamda hangi Ermeni çıksın ortaya?
Hrant çıkardı dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız çıkmak ne kelime, inmezdi bile! Ama hatırlatmak isterim, o Ermeni değildi, Bu ne biçim Ermeni diye bir kategori varsa, onun bir başına temsilcisiydi. En azından ben onu tanıdığımda ilk böyle düşünmüştüm çünkü benim Ermeni diye bildiğim kimselere benzemiyordu.
Onun biricikliği ile birlikte ne kadar bildik, ne kadar sıradan kılınmış bir Ermeni prototipi yaratıldığını da fark etmiştim. Hem geniş toplumda hem Türkiye Ermeni toplumunun kendi kendini konumlandırışında. Hrant Dink, o sadece nostaljisi yapılan ama nereye kaybolduğu sorgulanmayan ya da sadece iç mihrak algısıyla sunulan ve hep daha da içine kapanmış, kapattırılmış Ermeniye dair bildik fotoğrafı aldı, gözümüzün önünde parça parça yırttı. Fazla görünür olmadan yaşanmıştı ya hani bugüne kadar, o görünür olmak ne kelime, göze batmayı göze aldı.
Ve tabii ilham verdi. İçinden çıktığı küçük topluma, yüreğinin hep birlikte attığı büyük topluma ilham verdi. O yüzden işte size, bize, hepimize tam da şu an yine Hrant lazım. Çok özlediniz onu değil mi? Şöyle çıkacak ekrana, gözleri dola dola, koca ellerini sallaya sallaya Ya arkadaş, ne yapayım ben üçüncü ülkelerin koşullara, kozlara, pazarlıklara bağlı Ermeni tasarılarını. Bakın benim ülkemde kardeşlerim bana seslendi. Ben şimdi bu sözü alır da dünyaya yaymaz mıyım? Tarih yazıldı bugün, tarih. Benim Ermeni tarihim değil artık mesele, Türkiyenin önünü açtık hep birlikte diyecek. Ve daha kimbilir neler neler...
H H H
Hrantın ölüm yıldönümüne birkaç gün kala diaspora Ermenileri çıktı ortaya. Ermeni kökenli tanınmış Fransız aydınları, Türk aydınlarına bir Teşekkür metni kaleme aldılar ve Hrantın ölüm yıldönümünde, 19 Ocakta başlamak üzere bizlere bir Teşekkür kampanyası başlatıyorlar. İmzalara baktım, dünyaca ünlü rejisör Atom Egoyan ile eşi, sinema oyuncusu Arsine Hancıyanın imzaları var mı diye... Var. Hrant ne kadar sevinmiş, ruhu ne kadar şâd olmuş olmalı.
Hrantın ilk kez pasaport alıp yurtdışına çıkmasına vesile olan 2001de ABDde Michigan Üniversitesindeki o toplantıda tanımıştı Arsine Hancıyanı ve onunla beni o tanıştırmıştı. O günlerde orada konuştuklarımız bugün Hrantın sayesinde gerçekleşiyor.
Fransız Ermeni aydınlarının Teşekkür bildirisindeki şu satırlar Hrantın oynamaya devam ettiği eşsiz ve olağanüstü role tanıklık ediyor.
Şahıs olarak bugünün Ermenilerinden af dilemek için dilekçe girişimini başlatan Türkiye vatandaşlarına teşekkürler.
Bu kişiler kamuoyu önünde, tüm dürüstlükleriyle neredeyse 94 yıldır tabi bırakıldıkları inkâra daha fazla boyun eğmeme kararı aldılar. Bir ilk olan bu jestleriyle, 1915 soykırımının kurbanlarının inkâr edilmesinin, hayatta kalanlar ve çocuklarının ahlaki yaralarının inkârı anlamına geldiğini kabul ediyorlar.
Göze aldıkları risklerin bilincinde olarak, ben de buna umursamazlık, eleştiri veya bekleme politikasından başka bir yolla cevap vermek istiyorum...
Bu, Hrant Dinkin açtığı yol. İnsani planda bu süreci
hızlandırmak için her iki taraftan kadın ve erkeklerin
güçlü kararlılığına inanıyorum...
Bu bağlamda bu girişimi gerçek bir umut ve tarihi ilerleme işareti olarak memnuniyetle karşılıyor ve şahsen destekliyorum.
Hrant, bu satırlara okusa, ölse de gam yemezdi...
H H H
Ya en büyük çocuğu, kızı Baydzar (Delal) Dinkin, 6 Eylül 2008 günü oynanan Ermenistan-Türkiye maçının ardından Agosta yazdığı Erivan izlenimlerini okusaydı...
... Sonra yemeğe gidiyoruz hep beraber. Babamın Türkiyeden gelen gazeteci dostları, arkadaşları orada toplananlar. Utanmadan masanın başına oturuyorum, masayı en iyi noktadan doyasıya seyretmek istiyorum. Babam da bu restorana gelmiş daha önce. Restoran sahibi neredeyse eliyle yedirecek bana yemekleri. Masadakilere bakınca, babamın son yazısında yazdıkları aklıma düşüyor: Türkiyede kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiyede demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, tanıdık-tanımadık binlerce dostumuza olan saygımızın gereğiydi. Ne kadar da kızgınım babama, bırakıp da gitmediği için yurtdışına. Al bak, dostların yaşıyorlar, onlar Türk, benim saf babam, bir türlü anlamadın Ermeni olduğunu; kendini onlarla nasıl da bir tuttun, denk saydın. Ne kadar da kızgınım, bilemedin diye; Ermeni yazar çizerin, aydının, Türkiyede yaşama hakkı yoktur diye.
Ama ya bu akşam? Hranta! diye kadeh kaldırıyorlar. İlacımın son damlasını veren, Cemal Paşanın torunu oluyor. Burada gelenekmiş masadakilerin sırayla kalkıp konuşma yapması ve kadeh kaldırılması. Kalkıyor ayağa ve onu buraya babamın getirdiğini anlatıyor. Birbirimizin acılarına saygı duymaktan bahsediyor, gözleri yaşlı, sesi titrek. Herkesin gözlerinden yaşlar süzülüyor masada.
Dayanamıyorum, dışarı kaçıyorum restorandan, doyasıya ağlamak için. Benim aslan babam diyorum o akşam. Bu insanları bırakıp nereye gidilir? Elbette kalacaktı! Kızgınlığım, öfkem azalıyor bu gezide. Sanki 19 Ocaktan beri içine kapatıldığım yüksek basınçlı kavanozun kapağı pıt diye açılıyor Yerevanda. Yüreğim genişliyor. Şöyle büyük bir nefes çekiyorum içime. Sıkışmış yüreğim genleşiyor, büyüyor... Havası mıdır acaba bu Yerevanın?.. Yoksa, onlar yaşadıkları, ama babam öldürüldüğü için hayatlarını kıskandığım dostlarıyla, babamın bir rüyasında yaşamak üzere bir arada olmak mıdır? Acı zamanlarda da yanımızdaydı bu insanlar, ama bu defa farklı. Geleceği Ermenilerle birlikte inşa etmek için gelmişler buraya. Umut yolculuğuna çıkmışlar babamla.
İlaç öyle bir ilaçtı ki, ertesi gün hiç uyanmadım. Bir rüyada yaşadım...
Bütün Yerevanla birlikte maça yürüyerek gittim... Stadyuma girer girmez müziği duydum; Ara Kevorkyan. Hani bazı müziklerin insanın hafızasında özel bir yeri vardır ya, işte bu müzik de benim hafızamda Ararat ile Karolinin düğün müziği. Sonra babamı gördüm sanki. Stadyumun tam ortasında göbek atıyor. Bir oraya koşuyor, bir buraya.
Dayanamadım, babam öldürüldüğünden beri hiç hissetmediğim bir coşku hissettim ve oynamaya başladım.
Göbek attık o gece biz babamla Hrazdan Stadyumunda karşılıklı. O günden, 19 Ocaktan beri gözümün önüne gelen bütün görüntülerde babam yüzükoyun kaldırımda. Ayağa kalktı babam kısa süreliğine, Hrazdan Stadında, 6 Eylül akşamı. Şölene katılmak için. Davet sahibi yine babam. Bir keyifli, bir keyifli. Açmış kollarını iki yana kocaman, sanki kucaklayacak herkesi, bütün stadyumu. Araratın düğünündeki gibi, Agosun 10. yıl gecesinde oynadığı gibi, gözümün içine baka baka, o sahanın göbeğinde oynadı da oynadı. Gözleri dolu dolu... Bir Aliye sarılıyor, bir Tubaya, bir Salpiye, bir Dikrana, bir Güle, bir Sarkisyana. Rüyasında buluştuk babamla Hrazdan Stadında o akşam. Sarhoş olduk sırf umuttan, bir damla alkol bile almadan. Umut yolculuğunun bir durağında buluştuk...
Türkiye tribününün yanındaki tribünde oturan, Kanadalı bir diaspora Ermenisi soruyor bana Türkiyeye ayrılan tribününün yanında oturuyorduk. Orada maçı izleyenlerin ellerinde çiçek vardı, onlar Türk mü gerçekten? Türk tabii diyorum. Garip bir ışık beliriyor yüzünde, Bravo! diyor. Üzülüyorum onun için. Belli ki, bugüne kadar, günlük hayatında Türklerle tanışma, yakınlaşma fırsatı olmamış...
Önümde yürüyen birinin tişörtünün arkasındaki yazı ilişiyor gözüme: I wont forget-I wont forgive. Peki ya ben? Unutacak mıyım? Affedecek miyim? Hastalığım tekrar nükseder mi? İyi olmak pek kolay değil bu ülkelerde. Belli olmaz devletin çıkarının bugün yarın ne getireceği, kimin acı çekeceği, ezileceği... Pek kolay değil, babanın asıl katillerinin bulunmadığı, bulunmak istenmediği bir devletin vatandaşı olarak yaşamak!.. Üstelik, bütün bu acıları, salt belli bir ırktan olduğun için yaşıyorsan... Hastalık tekrar nükseder mi bilmem, ama en önemlisi, ben reçeteyi buldum bu 5-6 Eylül Ermenistan gezisinde. Tek reçetem, babamın rüyalarında yaşamak.
6 Eylül 1955e alternatif bir 6 Eylül yazıldı Hrazdanda o gece, 6 Eylül 2008de. Ne 6 Eylül 1955i ortadan kaldırdı, ne de yaşanan diğer acıları.. ne de babam geri geldi. Değiştiremedi geçmişi. Ama alternatif bir geleceğin kapısını araladı.
Hadi birlikte ittirelim o kapıyı. Hadi be, gelin birlikte kaldıralım şu adamı o kaldırımdan, sonsuza kadar. Nasıl birazcık kalkıp geldiyse Hrazdan Stadına göbek atmaya, coşmaya, gelin, öyle bir şeyler yapalım ki, hiç yatmamak üzere kalksın o kaldırımdan. Bırakmayalım orada kanamaya devam etsin. O orada yattıkça ve kanadıkça acıyor, acıtıyor... Gelin, bırakalım, geçsin sınır kapısından, bir o yana bir bu yana. Kedi-köpek koştursun sınırda, hayalindeki gibi. Hadi be, Ermenisiyle, Türküyle... Hadi, tutun babamın bi ucundan. Uzatın elinizi. Merak etmeyin, zaten o nazlanmaz, hele sizi hiç kırmaz, bir dediğinizi iki etmez, hemen kalkar, sizinle birlikte sınır kapısında gidip göbek atmaya. Yeter ki bir el verin...
Yarın 19 Ocak. El verin. Uzatın elinizi. Tutun Hrantı bir ucundan.
Kaldırın Hrantı, hiç yatmamak üzere, uzandığı kaldırımdan...
Cengiz ÇANDAR - 18,02,2009 (Radikal)
Cengiz Çandarın bu yazısı aynı anda Referans gazetesi ve www.hurriyet.com.tr web sitesinde de yayımlanmaktadır.
Kolaylık ve başarı dileklerimizle,
OZDERIN & OZDERIN
--------------------------------------------------------------------------- -----
ÖZDERİN
Avukatlık Bürosu
Tunalı Hilmi Cd. No: 98/21
Kavaklıdere-Ankara/Türkiye
www.metinozderin.av.tr
T. + 90 312 4280313
F. + 90 312 4280314
M.+90 533 544 55 22
P
Bu mesaji yazdirmadan once cevreye verebileceginiz zararlari bir kez daha dusununuz !
Think of the environment once more before printing out this message!
--------------------------------------------------------------------------- -----
Y A S A L U Y A R I
Bu mesaj ve ekleri, mesajda gönderildiği belirtilen kişi/kişilere özeldir ve gizlidir. Bu mesajın muhatabı olmamanıza rağmen tarafınıza ulaşmış olması halinde mesaj içeriğinin gizliliği ve bu gizlilik yükümlülüğüne uyulması zorunluluğu tarafınız için de söz konusudur. Mesaj ve eklerinde yer alan bilgilerin doğruluğu ve güncelliği konusunda gönderenin ya da Özderin Avukatlık Bürosunun herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Özderin Avukatlık Bürosu mesajın ve bilgilerinin size değişikliğe uğrayarak veya geç ulaşmasından, bütünlüğünün ve gizliliğinin korunamamasından, virüs içermesinden ve bilgisayar sisteminize verebileceği herhangi bir zarardan sorumlu tutulamaz.
--------------------------------------------------------------------------- -----
tum haklari saklidir. ozderin & ozderin - avukatlık ve hukuki danışmanlık bürosu ankara 2009