From: "Metin OZDERIN" <ozde...@gmail.com>
Date: Mon, 13 Nov 2006 21:12:42 +0200
Local: Mon 13 Nov 2006 19:12
Subject: 13 KASIM 2006 PAZARTESI GUNLU GAZETELERDEN BASINDA YARGI HABERLERI
[ OZDERIN,M. ] msn : ozde...@hotmail.com 13 Kasım 2006 Tarihli ve 26345 Sayılı Resmî Gazete MEVZUAT YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ BAKANLIĞA VEKÂLET ETME İŞLEMİ İçişleri Bakanlığına, Milli Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜLün Vekâlet Etmesine Dair Tezkere YÖNETMELİK İstanbul Bilim Üniversitesi Avrupa Florence Nightingale Hastanesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği --------------------------------------------------------------------------- ----- Erdoğan'a 301 için sitem RADİKAL - ANKARA - Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Yavuz Önen, ifade özgürlüğü önündeki engeller için Başbakan Tayyip Erdoğan'a sitem mektubu gönderdi ve 'samimiyet istiyoruz' dedi. Önen, mektubunda şöyle dedi: "İşveren, işçi ve bazı meslek örgütlerinden oluşan değerli bir grupla yaptığınız çalışma son derece olumludur. Ancak böyle bir toplantıya, hiçbir insan hakları örgütünün çağrılmaması yönündeki tavrınızı da anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu konuda her tür görüşmeye hazır --------------------------------------------------------------------------- ----- Yargıda huzursuzluk Savcıların kararları, başsavcının 'görüldü' onayı olmadan işleme konulmuyor. Yargı bağımsızlığına aykırı görülen uygulamaya son verilmesi isteniyor ADNAN KESKİN (Radikal) Savcıların isyanı --------------------------------------------------------------------------- ----- Ders gibi beraat Oğlunun tedavisi için başkasına ait yeşil kartı kullanmak isteyince nitelikli dolandırıcılıktan mahkum olan kadını Yargıtay kurtardı: Basit yalan hile değildir, başkasına zarar vermemiştir YARGITAY oğlunu tedavi ettirebilmek için komşusunun yeşil kartını kullanan annenin nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyetini bozdu ve beraat istedi. Yargıtay emsal sayılacak kararında nitelikli dolandırıcılığın tarifini de ayrıntılarıyla açıkladı. Karara konu olan olay Konyada yaşayan S.K. adlı kadının 1990 doğumlu oğlu H.Knın elinden yaralanmasıyla başladı. Sağlık güvencesi olmayan S.K, komşusunun 2000 doğumlu oğluna ait yeşil kartı alıp kendi oğluna aitmiş gibi tedavi için Konya Devlet Hastanesine gitti. Ancak doğum tarihlerindeki farkı anlayan doktor ihbar edince nitelikli dolandırıcılık suçundan dava açıldı ve çaresiz anne mahkum oldu. # BAŞKASINA ZARARI YOK Annenin imdadına Yargıtay 11. Ceza Dairesi yetişti. Daire mahkumiyet kararını bozarak oybirliğiyle anne S.K.nın beraatine karar verdi. Emsal teşkil edecek kararda; belgeyi denetleme görevi olan doktorun ilk bakışta durumu anlaması nedeniyle dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibariyle oluşmadığına dikkat çekilerek nitelikli dolandırıcılık suçunun nasıl oluşacağına şöyle açıklık getirildi: Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için fiilin hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olma, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. # DAVRANIŞ ALDATICI OLMALI Hilenİn kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı dikkate alınmalıdır. O halde hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez. Olaysal olarak değerlendirme, hileli hareketin ne olduğu, mağdur üzerindeki etkisi, kandırabilecek bir hareket olup olmadığı, mağdurun iyi niyeti ve güven duygularının suiistimal edilip edilmediği araştırılmalıdır. # YASEMİN GÜNERİ - Star --------------------------------------------------------------------------- ----- CHP kanun dışı okullara ceza istedi Teklif, Türk Ceza Kanunu'nda 'Kanuna aykırı eğitim kurumu' başlıklı 263. maddenin değiştirilmesini öngörüyor. Teklif, 'Kanuna aykırı olarak eğitim kurumu açanlara, bunları çalıştıranlara ve bu kurumlarda kanuna aykırı olarak açıldığını bildiği halde öğretmenlik yapanlara, bir yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesi' hükmünü taşıyor. --------------------------------------------------------------------------- ----- Atatürk'ün Kürtlere özerklik vaadi! Neşe Düzel'in röportajı NEDEN? Cemil Koçak Geçenlerde, Taner Akçam'ın Ermeni sorunuyla ilgili yazdığı son kitabında yer alan Atatürk'ün bir sözü çok tartışıldı. Atatürk'e ait bu sözlerin Meclis kayıtlarında bulunamadığı ileri sürüldü. Aynı günlerde Türk Tarih Kurumu'nun Atatürk'ün dinle ilgili bazı sözlerini sansür ettiği basına yansıdı. Bu, anlaşılması çok zor bir çelişkiydi. Cumhuriyetimizin kurucusu olan ve devletin bütün kurumlarıyla 'ilkelerine' bağlı olduğu Ulu Önder'in sözleri yine devlet tarafından sansür ediliyordu. Devletin bazı kurumları niye Atatürk'ün bazı sözlerini sansür ediyordu? Saklanmaya çalışılan neydi? Niye yakın tarihimiz hep böyle sırlarla doluydu? Yakın dönem siyasi tarih üzerine çalışan Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Cemil Koçak'la Cumhuriyet dönemini, bu dönemin sırlarını, Atatürk'ün kişiliğini, devletle Atatürk'ün ilişkilerini ve bugünkü durumu konuştuk. *** Geçen gün tuhaf bir gerçek ortaya çıktı. Taner Akçam, Ermeni sorunuyla ilgili yazdığı kitaba, Atatürk'ün 'Utanç verici olay' diye bir sözünü başlık almıştı. Atatürk'ün bu konuşmayı Meclis'in gizli oturumunda yaptığı da söylendi... Bu konuşmanın Meclis zabıtlarında sansürlendiği de söylendi... Hangi görüş doğru? 'Fazahat' ın anlamı nedir? Peki Atatürk'ün bazı sözleri toplumdan bilinçli bir şekilde saklanmış olabilir mi? Hangi konular bunlar? Atatürk bugün Meclis'i böyle açabilir miydi? Açsaydı ne olurdu? Atatürk'ün dinle ilgili sözlerinin de Türk Tarih Kurumu tarafından sansür edildiğini okudum gazetelerde. Bu mümkün mü? Bir yandan devlet bütün kurumlarıyla Atatürkçü, bir yandan devletin kurumları Atatürk'ün sözlerini sansürleyip saklıyor. Bu çelişki nereden kaynaklanıyor? Atatürkçülük, Atatürk'ün ölümünden sonra mı ortaya çıktı? TTK başka neyi sansürledi? Niye? Atatürk Kürtlerle yapmış olduğu ittifakı bozdu mu? Atatürkçülük'te niye demokrasi yok peki? Atatürkçülük çağdaş demokrasiye izin verir mi? Bugünkü Atatürkçülük'le, Atatürk'ün gerçek kimliği ve sözleri ne kadar örtüşüyor? Atatürk'ün pek çok sözü niye topluma yansıtılmıyor? Niye? 'Nutuk' o kadar anlaşılmaz mı? Biz yakın tarihimizi 'Nutuk'tan öğrenemez miyiz? Tarihçiler geçmişte ne olduğunu araştırmakta zorlanıyorlar mı? Peki nasıl olabiliyor bu? Biz Kurtuluş Savaşı'nı kime karşı yaptık? Toplum yakın geçmişin gerçeklerini öğrenirse çok mu şaşırır? Toplumdan saklanan sırların kaynağında İttihatçılar mı var? Onları mı korumaya çalışıyoruz? Osmanlı'nın son döneminde yaşanan acı olayları gizlemenin nedeni de, Cumhuriyeti kuran kadronun İttihatçı olması mı? 1915'teki olayları siz tarihçi olarak nasıl tanımlıyorsunuz? (Radikal) --------------------------------------------------------------------------- ----- Katil zanlısı polisin dehşet sözleri Sezer KÜÇÜKKURT'un haberi Başaran'ın sevgilisine, 7 kişiyi öldüreceğim, bana cani diyecekler, ama sen o zaman benimle gurur duyacaksın sözleri tüyler ürpertti. 10 Kasım Cuma günü meydana gelen olayda, İstanbulda görev yapan ve Tunceliye tayini çıkan polis memuru 31 yaşındaki Zafer Başaran, eşi Seviye, oğlu Özer Başaran ile kayınvalidesi Semiha ve baldızı Hanife Kılınçaslanı yol ortasında silahla vurarak öldürmüştü. Katil zanlısı Başaran yasal işlemlerin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Uyuşturucu hap kullandığı ve eşini aldattığı iddia edilen Başaranın, cinayeti sevgilisine anlattığı ortaya çıktı. Cep telefonuyla çekilen görüntülerde, Öznur adlı sevgilisiyle görülen Başaranın, Çocuğumuzun ilk tohumlarını attık. Mutlu ve mesut olacağız. Söyle senin için kaç kişiyi öldüreyim? Bana cani diyecekler. Otobüste giderken gazete okuyan bir adam Vay anasına, adam 7 kişiyi öldürmüş diyecek. Sen de o zaman gururla Ben bu adamı tanıyorum. Geçen akşam beraberdik. Yemek yedik dersin ifadeleri yer alıyor. Kadının Sen ıslah olmazsın. Düzgün şeyler yap. Niye kötü şeyler düşünüyorsun demesi üzerine Başaran'ın Yamukları düzelteceğiz. Ben düzeldim, ama başkalarını düzelteceğiz ifadeleri dikkat çekti. Katil polis memurunun öldürdüğü eşini ayrıca Angelina adlı yabancı uyruklu bir kadınla da aldattığı belirlendi. GEÇEN YIL BOŞANMA DAVASINDA SUNULMUŞTU Seviye Başaran, geçen yıl Eylül ayında eşinden boşanmaya karar vermiş ve mahkemeye başvurmuştu. Geçen yıl Kasım ayındaki duruşmada eşi Zafer Başaran'ın, adının Öznur olduğu belirtilen sevgilisiyle çekilen cep telefonu görüntülerini mahkemeye delil olarak sunmuştu. Ancak mahkeme hakimi çifti barıştırarak boşanma davasından vazgeçirmişti. Hürriyet --------------------------------------------------------------------------- ----- Korsan yüzde 10 düşerse yazılım sektörü 5.3 milyar dolara çıkar Bilgisayar programlarından doğan telif haklarının korunması konusunda kamuoyunda bilinç oluşturulması için eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri yürüten Business Software Alliance`nin (BSA) Avrupa ve Orta Doğu Hukuk Direktörü Sarah Coombes, Türkiye`de korsan yazılım kullanım oranının sadece yüzde 10 düşürülmesiyle, yazılım sektörünün yüzde 120 büyüterek 5.3 milyar dolar büyüklüğe ulaştırılabileceği KORSAN BÖLGENİN ÜZERİNDE Yazılım telif haklarının, dünya genelinde tüm ülkelerde korunma altına alındığını, ayrıca aralarında Türkiye`nin de bulunduğu birçok ülkenin uluslararası anlaşmalara taraf olarak, yazılım ve diğer fikir ve sanat eserlerinin hukuka uygun olarak kullanılmasını sağlamak için işbirliği yoluna gittiklerini belirten Coombes, BSA`nın da tüm dünyada faaliyetlerini bu sözleşme ve yerel kanunlardan aldığı güçle yürüttüğünü söyledi. Türkiye`de telif haklarının 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunduğunu, bu kanunun bölgedeki ve Avrupa Birliği`ndeki (AB) en kapsamlı kanunlardan bir tanesi olduğunun altını çizen Coombes, bununla birlikte Türkiye`de korsan bilgisayar programı kullanımının, bölge ortalamalarından bile çok yüksek olduğunu bildirdi. İSTİHDAM POTANSİYELİ: Toplumun eğitilmesi ve kanunların etkin şekilde uygulanmasının bunu değiştirebilecek önemli parametrelerden biri olduğunu ifade eden Coombes, korsan bilgisayar programlarının, Türkiye`de genç nüfus için önemli bir istihdam potansiyeli olan bilişim sektörünün gelişmesini ve yenilikçiliği engellemesi açısından önem taşıdığını anlattı. --------------------------------------------------------------------------- ----- Çocuk tacizcisi rahibe hapis İspanya'da 12 yaşındaki bir erkek çocuğuna cinsel tacizde bulunmaktan yargılanan rahip 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Madrid'in Aluche ilçesi rahibi Rafael Sanz Nieto'nun 1999-2001 yılları arasında, o dönemde 12 yaşında olan bir erkek çocuğuna cinsel tacizde bulunmasıyla ilgili dava bugün Madrid Mahkemesi'nde karara bağlandı. Mahkeme, ilk defa bir rahibi, cinsel taciz suçundan 2 yıl hapse mahkum ederken, olayları bilmesine rağmen sessiz kalan Madrid Başpiskoposluğu'na da sorumluluğunu yerine getirmemekten 30 bin avro tazminat cezası verdi. Cinsel taciz olayının ortaya çıkartılıp, mahkemeye taşınmasından sonra söz konusu rahip, Katolik Kilisesi'nden ihraç edilmişti. AA --------------------------------------------------------------------------- ----- Amerikalı gizli ajanlar İngilterede terörist avında Mail on Sunday, ajanların İngilterede ABDye iadesi istenen suçlularla ilgili izinsiz olarak operasyon yaptığını öne sürdü İNGİLTEREDE yayımlanan Mail on Sunday gazetesi Amerikan ajanlarının İngilterede operasyon yaptığını öne sürdü. En son operasyonda Amerikalı ajanların alıcı gibi davranarak İrana gece görüş dürbünleri satmak isteyen bir şebekeyle temasa geçtiklerini iddia eden gazete, ABD ajanlarının daha önce hiçbir dönemde İngilterede bu tür operasyonlara kalkışmadığını yazdı. İngiliz hükümetinin söz konusu operasyonlar hakkında bilgi sahibi olup olmadığının bilinmediğini de belirten gazete, Eğer İngiliz hükümetinin bu operasyonlar hakkında bilgisi varsa yabancı ajanların kendi topraklarında suçlulara tuzak kurması konusunda sorulara muhatap olacaktır. Yoksa hükümet bu kez de topraklarında yabancı ajanlar faaliyet gösterirken, bundan haberdar olmamakla suçlanacaktır diye yazdı. İngilterede faaliyet gösteren insan hakları dernekleri iddia üzerine, İngiltere İçişleri Bakanı John Reid ve Dışişleri Bakanı Margaret Becketttan bu konuda açıklama istedi. Hükümetten özellikle Amerikan ajanlarının bu operasyonlarda İngiliz yasalarında yeri olmayan yöntemler kullanıp kullanmadığının açıklanması istendi. AA --------------------------------------------------------------------------- ----- Cinayeti temizlikten sonra bildirdiler İstanbulda bir gece kulübündeki silahlı kavgada işletme müdürü ve müşterilerden biri öldü, dört kişi yaralandı. Yerleri temizleyip üzerlerini değiştirdikten sonra olayı ihbar eden bar personeli hakkında delilleri yok ettikleri iddiasıyla soruşturma açıldı OLAY İstanbul Yenikapı sahilindeki Club RAda meydana geldi. Arkadaşlarıyla eğlenmeye giden Emrah Yasin Dirier ile işletme Müdürü İsmail Dinç arasında mekána girme meselesi yüzünden tartışma çıktı. İçerideki silahlı çatışma dışarı taştı. Dirierin arkadaşı Mahmut Aktaş olay yerinde, İsmail Dinç ise hastanede öldü. Dirier ile birlikte müşterilerden Ramazan Karataş (28) Hikmet Bayram (21) ve Elena Aytepe (23) yaralandı. # UYUŞTURUCU ŞÜPHESİ ÇATIŞMA sonrası olay yerine gelen polisler mekánın temizlendiğini fark etti. Personelin de üzerlerindeki elbiseleri değiştirdiği iddia edildi. Bunun üzerine savcılık talimatıyla personel hakkında delilleri yok etmekten soruşturma açıldı. Polis mekánın önünde bulunan lüks otomobilleri incelemeye aldı. İsmail Dinç ile Mahmut Aktaşın uyuşturucudan arandıkları öğrenildi. Soruşturma çok yönlü sürüyor. --------------------------------------------------------------------------- ----- Baba oğul cinayetinde 5 tutuklama Çanakkale'nin Ezine ilçesinde, iki gün önce baba ile oğlunun öldürüldüğü silahlı saldırıya karıştıkları iddiasıyla aynı aileden 5 kişi tutuklandı. Silahlı saldırının ardından görgü tanıklarının ifadelerine başvuran Ezine İlçe Emniyet Amirliği ile Çanakkale Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı ekipler, evlerinin önünde uğradıkları silahlı saldırıda ölen Erol Neşvat ve oğlu Hüsamettin Neşvat ile aralarında daha önceden husumet bulunduğu ileri sürülen Sevim ve Reşat Bakır ile oğulları Erol, Hamit ve Zülfikar Bakır'ı gözaltına aldı. Ekipler, Cumhuriyet Savcılığından aldıkları arama izniyle Reşat Bakır'ın kızı C.Ö'nün evinde yaptıkları aramada da bir adet ruhsatsız silah ele geçirdi. Zanlılardan Sevim ve Erol Bakır ''adam öldürmek'', Hamit, Reşat ve Zülfikar Bakır ise ''cinayeti azmettirmek'' suçlarından Ezine'de çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Erol ve Hüsamettin Neşvat'a, 2 gün önce, Seferşah Mahallesi'ndeki evlerinden çıktıkları sırada sokağa yanaşan bir araçtan silahla ateş edilmiş, Hüsamettin Neşvat olay yerinde hayatını kaybetmişti. Baba Erol Neşvat ise ağır yaralı olarak kaldırıldığı Çanakkale Devlet Hastanesinde yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamamıştı. --------------------------------------------------------------------------- ----- Menderesi kurtarabilirdim 1960ta İstanbul Cumhuriyet Savcısı olan ve döneminde Yılın Hukukçusu seçilen Mehmet Feyyat 46 yıl sonra stara açıkladı: Menderes usüle aykırı olarak idam edildi YIL1961... 16 Eylülde Dışişleri eski Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye eski Bakanı Hasan Polatkan idam edildi. Menderes o gün idam edilenler arasında yoktu, çünkü bir gün önce intihara teşebbüs etmişti. İnfaz bu nedenle bir gün sonra gerçekleştirildi. Dönemin İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Feyyat idamın üzerinden 46 yıl geçtikten sonra o gün yapılan kanunsuzluğu stara açıkladı: İmralı Cezaevinin yönetimi İstanbul Cumhuriyet Savcılığına aitti. İnfaza ben bakabilirdim veya başka bir arkadaş. Menderes intihara teşebbüs ettiği için getirildiğinde yarı baygın vaziyetteydi. İhtilal Başsavcısı Ömer Altay Egesel yetkisi olmadığı halde infazı gerçekleştirdi. İnfaz İstanbul Savcılığının idaresinde olmalıydı. Başsavcı Nedim Demirel usül yerine gelsin diye bir savcı gönderdi, ama o savcı mübaşir gibi görev yaptı. Oysa yasaya göre esas yetkili o. Menderesin idamı gardiyanın nasılsa ölecek diye idam mahkumunun kafasına silah dayayıp öldürmesine benziyor. # Telefonlarımızı kestiler Orada ben olsaydım, yarı baygın birini asmak yerine onu Adli Tıp Kurumuna gönderir ve rapor aldırırdım. Bir-iki gün beklenseydi rapor için bambaşka bir durum yaşanırdı. Zaten İsmet Paşa ve Cemal Gürsel Asılmasın diye telefon ediyorlardı. Ama irtibat bürosu telefonları kesti. Egesel de boşluktan yararlanıp yaptı. Ertelenseydi Menderes asılmayacaktı. Celal Bayar gibi evde ceza çekebilirdi. Türkiyede evde ceza çekme durumu ilk kez onun için kullanıldı. Ben de bir sene sonra sıradan biri için aynısını yaptım. Bakanlık Nasıl gönderirsin dedi, Bayar nasıl evinde cezasını çekiyorsa bu insan da çeker dedim. Belki Menderese de bu ceza verilecekti. ÖZKAN GÜVEN - Star --------------------------------------------------------------------------- ----- 'Tecavüz kesin, Demirkol ceza almalı!' Gamze Özçelik'e tecavüz suçundan 10.5 yıl hapis istemiyle yargılanan eski basketbolcu Gökhan Demirkol, Antalya'da 8'inci kez hakim karşısına çıktı. Savcısı tecavüzün kesinleştiğini belirterek Demirkol'un cezalandırılmasını talep etti. Soner KOCAER'in haberi Ayrıca, olay sırasında odada üçüncü bir kişinin olmadığı kesinleşti. Duruşma, 25 Aralık'a ertelendi. Antalya 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde bugün görülen 8'inci duruşmaya 10 bin YTL kefaletle serbest kalan Gökhan Demirkol katılırken, avukatları Ömer Yeşilyurt ve Rıdvan Yıldız da duruşmada hazır bulundu. Duruşmaya katılmayan Gamze Özçelik'i ise avukatları Fatih Volkan ve Makbule Tanış temsil etti. Duruşmada ilk olarak, otel odasında bulunan kültablasının içerisindeki maddenin ne olduğunun ve görüntülerin çekildiği sırada odada başka birinin olup olmadığının araştırıldığı bilirkişi raporu okundu. Raporda, kültablasındaki maddenin esrar olup olmadığının belirlenemediği, odada Özçelik ve Demirkol dışında bir üçüncü kişinin ise olmadığının tespit edildiği açıklandı. 3'ncü Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı Mustafa Piroğlu'nun mütalaasında, Gökhan Demirkol'un Gamze Özçelik'in içeceğine onu rahatsız edip kendisinden geçmesini sağlayacak madde attığı, Demirkol'un Gamze Özçelik'i odasına bıraktığı, bilinçsiz halinden yararlanarak isteği dışınca cinsel ilişkide bulunarak cep telefonu ile bu görüntüleri kayıt ettiği ifadeleri yer aldı. Savcı Piroğlu, rıza dışında ırza geçmek suçundan Gökhan Demirkol'un Türk Ceza Kanunu'nun 416/1, 33, 31, 36, 40 maddeleri gereğince cezalandırılmasını istedi. Demirkol'un avukatı Ömer Yeşilyurt, dosyayı incelemek ve savcının iddialarına göre savunmak üzere süre istedi. Bu talebi dikkate alan mahkeme heyeti, duruşmayı 25 Aralık'a erteledi. 9'uncu duruşmada kararın çıkması bekleniyor. SUÇSUZ OLDUĞUNU YİNELEDİ Savcının mahkeme heyetinden istediği cezaları duyan Gökhan Demirkol, 1 Temmuz günü Gamze öğleden sonra, daha doğrusu saat 09.40'ta uyandıktan sonra beni 9 kez cebimden aradı. Bunun kayıtlarının alınmasını öneriyorum. Daha önce de size söyledim, tecavüz suçlamasını kabul etmiyorum, hayatın doğal akışında gerçekleşen bir ilişkidir. Esrar almadığımız düşüncesi doğru değildir. Gamze'nin kullandığı otomobille dönerken Barış'ı otele bıraktık sonra savunmalarda bahsi geçen taksicinin söylediği yerden esrarı aldık ve kullandık. Zorla ırza geçmedim, suçsuzum dedi. Duruşma, 25 Aralık'a ertelendi. Demirkol, avukatı Ömer Yeşilyurt ve Rıdvan Yıldız'la birlikte duruşma çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlamazken, sinirli tavırları ile dikkat çekti. Avukat Yeşilyurt gazetecilerin, Konuşmama kararı mı aldınız? sorusuna, Hayır biz her zaman konuşuyoruz. Öyle bi karar almadık. Mahkeme karara vardıktan sonra konuşacağız yanıtını verdi. 24 YIL HAPİS İSTEMİ Manken- oyuncu Gamze Özçelik'e tecavüz ettiği iddiasıyla yargılanan eski basketbolcu Gökhan Demirkol için savcının istediği cezalar şöyle; Hürriyet --------------------------------------------------------------------------- ----- Polise pasif direniş suç değil ADNAN KESKİN (Arşivi)ANKARA - Yargıtay, `polise pasif direnme`nin suç olmadığını belirterek polise kimlik göstermeyen, ardından polis arabasına bindirilmek istenmesine direnip kaçmaya çalışan vatandaşa, `polise mukavemet` suçundan verilen cezayı kaldırdı. Beraat kararı veren Yargıtay, bunu, `eski TCK`da suç olduğu halde, yeni TCK`da `polise pasif direnme` eyleminin suç olarak düzenlenmediği` gerekçesine dayandırdı. Mevzuatta `polise mukavemet` olarak tanımlanan suçlamayla ilgili yeni bir dönem başlatacak Yargıtay kararına konu yargılama, İstanbul Beyoğlu`ndaki olayla yaşandı. Polise kimlik göstermeyen, ardından bu nedenle polis arabasına bindirilmesine karşı zorluk çıkaran ve kaçmaya çalışan vatandaş, eski TCK uyarınca `polise mukavemet` suçundan mahkum edildi. Adli para cezasına çevrildikten sonra kesinleşen cezaya itiraz, Adalet Bakanlığı`ndan geldi. Adalet Bakanlığı yeni TCK`da pasif direnme (mukavemet) suçunun yer almadığını belirterek cezasının kanun yararına bozulması istemiyle Yargıtay`a gitti. Yargıtay Başsavcılığı bakanlık gibi düşündü, cezanın bozulmasını istediği tebliğnameyle dosyayı Yargıtay 4. Ceza Dairesi`ne gönderdi. Ceza Dairesi de bu görüşlere katıldı, cezayı kaldırıp beraat kararı verdi. Yargıtay 4. Ceza Dairesi`nin verdiği karar polis veya jandarmanın görevleriyle ilgili olarak, yaygın biçimde yaşanan benzer olaylar için de yol gösterici olarak gösterildi. Şiddet ve tehdit varsa suç Kararda, polise mukavemet etmek (direnme) suçu nedeniyle cezanın ancak `polise şiddet kullanılması veya polise tehditte bulunulması` halinde verilebileceğine dikkat çekildi. Yargıtay 4. Ceza Dairesi`nin kararı özetle şöyle: `... 1. 6. 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY`nin 265. maddesinde cebir ve tehditle görevi yaptırmamak için direnme suçu düzenlenmiş olup, kişilerin görevliye karşı gerçekleştirdikleri cebir ve tehdit içermeyen pasif nitelikteki eylemlerinin suç olarak belirlenmediği anlaşıldığından tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmüştür. Pasif direnme eylemi yeni TCY ile suç olmaktan çıkarıldığından sanığın yüklenen suçtan beraatına, hükmolunan cezanın çektirilmemesine oybirliğiyle karar verildi. ( Radikal ) --------------------------------------------------------------------------- ----- Kardeşler mirasın saklı payından çıkarılıyor TBMM Adalet Komisyonunda, kardeşlerin mirastaki saklı paydan çıkarılmasını öngören yasa teklifi kabul edildi. --------------------------------------------------------------------------- ----- y a z a r l a r --------------------------------------------------------------------------- ----- Kriminal yayıncılığın çıkmaz sokaklarında Uzun bir zamandan beri kriminal olaylar manşetlerden inmiyor. Televizyonların da özel ilgi gösterdiği hadiseler, kapkaç ve hırsızlıkla başladı, gasp ve darp ile devam etti. Seri cinayet haberleri meseleye yeni bir boyut kazandırdı. Ve ardından tecavüz haberleri... Baliciler, hapçılar, katiller derken psikopatlar, caniler, vahşiler çıktı ortaya. Tüyler ürperten olaylar, mide bulandıran vakalar, tiksindiren ayrıntılar... Polisiye olayların haber değeri taşıdığında kuşku yok. Halk bu tür hadiseleri öğrenmek; hatta yazılan ve söylenenlerden yola çıkarak kendine göre tedbir almak ister. İbret alınacak vakalar gözüyle de bakılabilir kriminal olaylara. Suç dosyaları raflardan birer birer indikçe aileler, okullar, kurumlar tedbir alma imkânı bulur... Bütün bu sosyal faydalara rağmen çok net bir soruya cevap bulmak zorundayız: Tüyler ürperten hadiseleri haberleştirirken medya, belli kurallara ve disiplinlere uymak zorunda değil midir? Bir başka deyişle, dünyanın her yerinde vuku bulan bu tür hadiseler, en ince ayrıntılarına, en vahşi detaylarına varıncaya kadar haber metinlerine taşınabilir mi? Malum olduğu üzere, Türk gazeteciliği adli olayları üçüncü sayfaya taşıyarak kendine özgü bir tarz oluşturdu. Adliye koridorlarında çınlayan kavgaların özel bir sunumu var Türk medyasında. Namus cinayetleri, arazi kavgaları, cinayetler, yaralamalar... Hepsi üçüncü sayfanın müdavimleri tarafından takip ediliyor. Yalnız, bu sayfalardaki haber tarzı çoktandır magazinel bir boyut da kazandı. Çok ciddi olayların yanında çok sıradan; ama merak uyandıran haberlere de rastlanıyor. Son dönemdeki kriminal olaylar, üçüncü sayfa boyutunu aşarak hem daha sert bir çehreye kavuştu hem de birinci sayfayı işgal edecek güce erişti. Hal böyle olunca meselenin berrak bir zekâ, duru bir mantıkla bir kez daha değerlendirilmesi gerekiyor. Cinayet haberleri neden dikkat ister? Son günlerde birinci sayfalardan eksik olmayan haberler sıradan suçlar değil. Karşımızda bir cinnet manzarası var. Vahşet ve dehşet sınırları çoktan yıkılmış. Arsızlığın, yüzsüzlüğün çok daha gerisine düşülmüş ve vicdansızlığın örnekleri sunulmuş. Gözünü kırpmadan yedi cinayet işleyen ve yakalanmadığı takdirde buna devam edecek olan katillerden ne insaf beklenir ne iz'an. Herhangi bir olay ya da husumeti takıntı haline getiren, hedef seçtiği kişiyi öldüren caninin kendine göre (saçma ve anlamsız bile olsa) sebepleri vardır. Ancak hiç tanımadığı insanları katlederken sadistçe haz alan adamın uydurma bir gerekçesi bile yoktur. Ortada soğukkanlılıkla işlenen cinayetler var. İşte tam bu çerçevede şu değerlendirmeyi yapmak gerekiyor: Bu tür sistemli suç işleyenler, kendilerinde sapık bir güç hatta misyon vehmediyor ve yaptıklarının uzun uzun anlatılmasından müthiş bir haz duyuyor. Ruhen bu tür suçlara yatkın ve vicdanen bu cinnet çukurunun etrafında gezinenler ise ayrıntılı suç haberlerine manasız bir özenti ile bakabiliyor. Normal insanların midesi bulanırken bir şekilde azgınlık ve sapkınlık sınırını zorlayan şaşkın ruhlar, kendilerine yeni rol modeller bulabiliyor; en azından vahşet ve dehşeti böyle algılayabiliyor. Medya, meselenin bu kısmıyla da ilgilenmek zorunda. Ne normal insanın tiksindirici haberler ile gazeteden kaçırılmasına gerek var ne de potansiyel suçlulara örnek oluşturacak kadar suçun detaylandırılmasına. Tecavüz haberleri de öyle! Nedir Allah aşkına şu 17 aylık bebeğe tecavüz haberleri! Bu bebeğe de yazık, bu vahşi görüntüye katlanmak zorunda kalan kamu vicdanına da. Bu kadar vahşi bir olayı tekrar tekrar görüntülere taşımak, tekrar tekrar fotoğraflandırmak; ve bütün bunları en ince teferruatına kadar nakletmek doğru mu? Seri cinayet ortaya çıkınca bazı gazeteler dünyaca ünlü seri katiller üzerine yazı dizileri başlattı ve uzmanlıklarını konuşturdu(!); Türk toplumunun bu konudaki bilgisizliğini(!) izale etti. 17 aylık bebeğe tecavüz olayı da öyle ayrıntılandı ki; dikkatli okurda merak uyandı 'acaba birileri de çıkacak dünyadaki en meşhur bebek tecavüzcülerini mi yazacak' diye. Değmez ki! Nuray Mert, suç duyurusunda bulunuyor Radikal yazarı Nuray Mert konuya daha net ve sert bir yaklaşımda bulunarak (7 Kasım), "Bu kez ve bu kadarının cezasız kalmasını istemiyorum, buradan suç duyurusunda bulunuyorum. Bunun kadar rencide edici, müstehcen, mide bulandırıcı bir olay olabilir mi? Bu haberi yapanın gözü, tecavüzcünün veya tacizcininkine benzemiyor mu?" diye soruyor. Nuray Mert eleştirilerinde haklı. Benzer bir tenkidi Hıncal Uluç (Sabah, 29 Ekim) da yapmıştı. Uluç'un yaklaşımındaki polisiye haber arayışları üzerinde cidden durmak gerekiyor. Hep söylüyoruz; Türkiye'de medya, meslekî disiplinlere dönmek zorunda. Bu, bir fazilet ya da ekstra bir hamle değil; olmazsa olmaz nevinden bir zarurettir. Habercilik özen ister; öyle ki bazen bir haberde suç kınanıyor, suçlu aşağılanıyor sanırsınız; oysa durum hiç de o kadar basit değildir. Her suçun psikolojik, sosyopsikolojik sebepleri vardır. Suçu habere dönüştürürken bu unsurları göz önünde bulundurmak, aynı maraza müptela ruhları benzer davranışlara özendirmemek; ayrıca, toplumda ruhî bir yıkıntıya neden olmamak, sosyal dokuyu bütünüyle zedelememek, herkesi kuşatacak hatta içten içe kemirecek vehimlere yol açmamak gerekiyor. Kriminal vak'alar linç kültürüyle de haberleştirilemez! Gaz odasından bahsederken, elektrikli sandalyeyi resmederken, yağlı urganı naklederken bile bazı sapkın ruhları suça özendiriyor ya da kontrolsüz bir öfkenin kanunsuz sonuçlarına zemin hazırlıyor olabilirsiniz. Üstelik böyle bir maksadınız da yoktur. Ayrıca oluşturulan o korkunç kuşkuyla insanlar aile bireylerinden, komşularından, iş arkadaşlarından vs. bile kuşkulanacak hale gelebilir. Dikkatli olmak, dengeli olmak gerekiyor vesselam. Bunun ötesi çıkmaz sokak, üstelik kriminal vahşetin öbek öbek üstümüze çullanacağı bir çıkmaz sokak bu! --------------------------------------------------------------------------- ----- Kutsal ile hukuk Yürümeyen hayatımızın düsturunu kutsala bağladık. Hayatımızın Güldünya'nın katli Polisler demokratmış --------------------------------------------------------------------------- ----- Yeni cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanını Meclis seçecek. Sonuç: Yeni cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dır. ytoru...@milliyet.com.tr --------------------------------------------------------------------------- ----- 'Türkiye laik kalacak' ECEVİT'İN cenaze töreni ile AKP kongresi aynı güne tesadüf etti. Provokasyondan, taşkınlıktan korkulan cenaze töreninde on binlerin muhteşem olgunluğunu kutlamak gerekir. Muhafazakâr kadın Hangi laiklik? t.ak...@milliyet.com.tr --------------------------------------------------------------------------- ----- Hakkını arayan bir öğretim üyesi Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Profesör Tahsin Yeşildere, YÖK'ün yıldönümü nedeniyle yaptığı değerlendirmede; "YÖK üniversiteyi militarize etti" dedi. YÖK'ün örgütlenme ve yetki düzeyi askeri bir hiyerarşiye uygun olarak kuruldu. Askeri darbe döneminin cuntacılarının zaten başka türlü yapması da mümkün değildi. Ancak, herhalde "asker millet" olduğumuz için gelen bütün iktidarlar bu askeri düzeni sevdiler. Kimse YÖK'ü kökten değiştirmek gibi bir çaba içine girmedi. Otorite ve disiplin içinde eğitim yapmak dışında fazla bir derdi olmayan tüm siyasi güçler asıl olarak YÖK'ü değiştirmeyi değil YÖK'e egemen olmayı tercih ettiler. Üniversitelerimizin bilimsel düzeyinin oldukça geri olduğunu herkes biliyor. Bunun da ötesinde üniversiteler bugün daha çok egemen ideolojilerin çarpıştığı ve çarpıştırıldığı yerler haline geldi. Öğretim üyeleri ve üniversite yöneticileri de kaçınılmaz olarak bu ideolojik kamplaşmanın unsurları haline dönüştüler. Hangi üniversitede "Kim kimdendir" meselesi bilimsel birikimin, akademik özgürlüğün önüne geçti. Üniversitede iktidar olmak aynı zamanda ranta dönüştü. Çünkü her türlü yetkiyi elinde toplayan yöneticiler, üniversitelerinin maddi olanaklarını da kendi iktidarlarının bir aracı olarak kullanmayı seçtiler. Bu sistem en çok da öğrencileri ve öğretim üyelerini ezdi, onları mutsuz etti. Kavganın bir parçası olmak istemeyen, bilimsel çalışma yapmak, akademik alanda ilerlemek isteyen öğretim üyeleri birçok üniversitede itilip kakıldılar, mağdur edildiler. Bir kısmı okullarını, kürsülerini terk etmek zorunda kaldılar. *** Sizinle bir öğretim üyesinin, bir profesörün başına gelenleri paylaşmak istiyorum.. Profesör Dehen Altıner 'in. Dostum olduğu için çektiği sıkıntıların yakın tanığıyım. Olaylar 15 aralık 2003'te başladı diyebiliriz. Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'ndeki bir bölüm toplantısında kürsüsüyle ilgili sorunları dile getiren Dehen Altıner'in bakın başına neler geldi: O gün bölüm başkanı toplantıya başkanlık ediyordu. Fakülte dekanı, dekan sıfatıyla değil, bölümün bir öğretim üyesi olarak toplantıda bulunuyordu. Herkes gündemle ilgili görüş ve önerilerini bildiriyordu. Prof. Dr. Dehen Altıner de söz alarak kendi biyokimya anabilim dalındaki araştırma görevlisi kadrosu sorununu ve bununla ilgili mağduriyetini dile getirdi. Dekan, Prof. Altıner'in bu konuşmasından hoşlanmadı ve sert bir dille Altıner'e karşılık verdi. Hakarete uğrayan Altıner, bölüm başkanından toplantının resmi bir şekilde yürütülmesini ve tutanak tutulmasını talep edince de dekan tarafından toplantıdan kovuldu. Prof. Altıner, uğradığı kötü muamele nedeniyle üniversitenin rektörlüğünden dekan hakkında disiplin soruşturması talebinde bulundu. Rektörlüğün bu başvuruya sessiz kalması üzerine ayrıca savcılığa başvurdu. Savcılık hem onun hem de toplantıda bulunan üç öğretim üyesinin ifadelerini aldı. Şahitler Prof. Altıner'in lehinde ifade verdiler. Olaydan üç buçuk ay sonra rektör, Prof. Altıner'e, şikâyetinin yapılan ön incelemede mesnetsiz bulunduğunu bildirdi. Ancak bu arada 31 Ağustos 2004'te rektörlükten başka bir yazı daha geldi. Prof. Altıner'in savcılığa yaptığı şikâyet nedeniyle rektörlüğün soruşturma açtığı, bu nedenle ifade vermesi gerektiği bildirildi. YÖK Kanunu'na göre savcılığın kovuşturma açması için rektörlükten izin alması gerekiyormuş. Rektörlük savcılığın isteği üzerine bu izne karar vermek için soruşturma açtı. Prof. Altıner, ifadesini verdikten sonra 2006 yılına kadar ne rektörlükten ne savcılıktan haber alamadı. *** Uğradığı haksızlığın peşini bırakmayan Dehen Altıner bir de manevi tazminat davası açtı. Manevi tazminat davasının sonunda mahkeme, dekan Prof. Dr. Mürşit Pekin 'in, söz ve davranışlarıyla Prof. Dr. Dehen Altıner'in kişilik haklarına saldırıda bulunduğu, davacının küçük düşürüldüğü, zor durumda bırakıldığı, itibarının zedelendiği, manevi tazminat şartlarının lehine oluştuğu ve bunun tüm dosya kapsamı ile sabit olduğuna karar verdi. Dekanın tazminat ödemesini hükme bağladı. Yargıtay da dekanın temyiz istemini reddedince karar kesinleşti. Bu kesinleşmiş mahkeme kararı, Dehen Altıner'in Dekan Mürşit Pekin'in hakaretine uğradığını da belgelemiş oldu. Dehen Altıner, rektörlüğe ve Üsküdar Savcılığı'na yaptığı şikâyetlere ise aradan geçen üç yıla yakın süreye rağmen hâlâ bir cevap alamadı. Savcılık ise yıllar sonra Altıner'e rektörlüğün men-i muhakeme kararı aldığını, bu nedenle kovuşturma yapılmasına gerek olmadığını bildirdi. Dehen Altıner hakarete uğradığını mahkeme kararıyla belgeledi, ama bence başına da büyük bir dert aldı. Çünkü üniversitede iktidar güçleriyle karşı karşıya gelmiş oldu. Bir dönem de İstanbul Üniversitesi'nde Bülent Tanör'ün, Tahsin Yeşildere 'nin neler çektiğini bildiğim için bunu da tahmin edebiliyorum. YÖK sistemi üniversitede iktidar sahiplerine öylesine büyük bir güç ve yetki veriyor ki, bunun karşısında durabilmek, direnebilmek mümkün değil. Ona sabırlar diliyorum. --------------------------------------------------------------------------- ----- Bu değirmenin suyu nereden? Zuhal KIZILOT - Star zkizi...@yaklasim.com 2007 yılından itibaren Bu değirmenin suyu nereden sorgulaması başlıyor. Çocuğunu özel okulda okutanlara, yurtdışında ya da yurtiçinde lüks tatil yerlerinde tatil yapanlara, kredi kartı ile yüksek harcama yapanlara, kendisi, eşi ve çocuğuna ev ya da otomobil alanlara Bu değirmenin suyu nereden geliyor diyerek harcamalarının, kaynağı sorulacak. Bununla ilgili yasanın en geç aralık ayında çıkması ve 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren yürürlüğe girmesi hedefleniyor. Sorgulamanın nedeni Ülkemizde kayıtdışı ekonominin kayıtiçine alınması için IMFden gelen ısrar üzerine birkaç maddelik yasa tasarısı hazırlandı. Bu yasanın çıkması ile birlikte Maliye asgari ücretli kadar dahi gelir beyan etmeyen ancak kendisi ve ailesinin yaşantısı için çok yüksek harcamalar yapanları sorgulamaya alıp harcamalarının kaynağına yönelik sorular yöneltebilecek. Örneğin; asgari ücretli kadar vergi ödemeyen ya da o civarda gelir gösterip vergi ödeyen kürkçü, diş hekimi, doktor, avukat, kuyumcu, mobilyacı, konfeksiyoncu gibi kişilerin o yıl içindeki harcamaları araştırılacak. Asgari ücretlinin geliri civarında kazanç gösterip çocuğunu özel okulda okutan, yıllık kredi kartı harcamaları, söz gelimi 20 bin YTL olan, otomobili bulunanlar ve lüks tatil bölgelerinde tatil yaptığı saptananlar çağrılıp; Arkadaş, sen yıllık altı bin YTL kazancım var diye beyanda bulunmuşsun. Oysa çocuğunu özel okulda okutuyorsun. Sadece okulun ücreti 10 bin YTL. Ayrıca senin ve ailenin yıllık kredi kartı harcamaları toplamı 30 bin YTL. Otomobilin var, yazın tatile gitmişsiniz. Hepsini birlikte değerlendirdiğimizde sizin yeme içme de dahil yıllık gideriniz 90 bin YTL. Peki altı bin YTL gelir elde edip de 90 bin YTL harcamışsınız. Bu nasıl oluyor? Bu değirmenin suyu nereden geliyor diye sorgulama yapılabilecek. Miras, toto, piyango ve benzeri gerekçelerle, aradaki fark açıklanamazsa, o mükellefin harcamaları kadar gelir elde ettiği kabul edilip vergi alınacak. Hayat standardı vergisi Daha önce Gelir Vergisi Kanununda Hayat Standardı Esası adı altında benzeri bir müessese vardı. Etkin bir şekilde uygulanamadığı için yürürlükten kaldırılmıştı. Şimdi bu müessesenin benzeri ancak daha kapsamlı bir vergi güvenlik önlemi getirilmek isteniyor. Vergi mükellefleri kazanç beyan ederken harcamalarını da ayrı bir tabloda bildirecekler. Maliye kendi veri tabanlarından hareketle o mükellefin gizlediği harcaması bulunup bulunmadığını da araştırıp harcamaları ile geliri arasında bir uyum bulunup bulunmadığını araştıracak. Arada ciddi bir fark varsa önce Bu değirmenin suyu nereden geliyor diye soracak. Makul bir açıklama yapılamazsa aradaki farkın vergisi alınacak. Kayıtdışılık artabilir mi? İlk bakışta ilginç gözüken bu uygulamanın kayıtdışılığı artırabileceğini öne sürenler de var. Harcamalarının izleneceğini bilen bazı mükellefler; kredi kartı yerine nakit para kullanmak, bazı harcamaları nedeniyle fatura almamak ya da başkalarının adına fatura almak gibi yollara başvurabilirler. Uygulamanın en yumuşak karnı vergi mükellefi olanları denetlemeye yönelik oluşu... Vergi mükellefi olsun olmasın, herkesin harcamalarının kontrol edilmesi ve sorgulamaya alınması, kredi kartı kullanma alışkanlığı ya da zorunluluğunun yaygınlaştırılması, Maliyenin veri tabanını genişletmesi, uygulamanın başarı şansını artırabilir. --------------------------------------------------------------------------- ----- TCK 301e dair Mustafa ERDOĞAN - Star merdo...@stargazete.com Öyle görünüyor ki hükümet TCKnın 301. maddesinin uygulamada yarattığı sakıncaların ortadan kaldırılması için genellikle önerildiği gibi, bu maddenin ifade özgürlüğünü genişletecek şekilde düzeltilmesi düşüncesine sempatiyle bakmaktadır. Bu yazıda bu sorunu gözden geçirmek istiyorum. Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki 301. maddede öngörülen suçun aşağılama kavramını merkeze almış olması isabetsizdir ve hüküm bu haliyle eski kanundakinin bile gerisindedir. Çünkü eski kanunda kullanılan tahkir ve tezyif şeklindeki ibare eleştirel ifadeleri daha az kısıtlama potansiyeli taşıyordu. Oysa aşağılama kelimesi, tahkir ve tezyif sayılacak kadar ağır olmayan eleştirel ifadeleri bile kapsayacak şekilde yorumlanmaya elverişlidir. Onun için madde bu haliyle politik eleştiriyi neredeyse büsbütün ortadan kaldırabilecek niteliktedir. İkinci olarak, bazı devlet kurumlarına ille de böyle bir koruma sağlanacaksa, bu korumanın hiç değilse Türkiye Büyük Millet Meclisi ve yargı organlarıyla sınırlı kalması daha doğru olur. Aynı korumanın yürütme ve idare alanına da teşmil edilmesi, en fazla eleştiriye açık olması gereken kamu kurumlarına dokunulmazlık sağlanması anlamına gelir. Bu arada yürütme ve idare içinden sadece askeriyenin ve güvenlik teşkilátının korunmasının tercih edilmiş olması talihsiz olarak, karakteristik vasfı cebire başvurabilme olan devlet araçlarına özel olarak değer verildiğini de ima etmektedir. Maddenin son fıkrasında yer alan eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç olmadığına ilişkin hüküm de işaret edilen sakıncaları ortadan kaldıramaz. Nitekim kaldırmıyor da. Çünkü mesele, eleştiri amacıyla yapılmış olmayan devlete yönelik rahatsızlık verici ifadelerin niçin yasak olması gerektiğinde ve böyle bir ayrımın gerçekte yapılıp yapılamayacağındadır. Sanıldığının aksine, öyle bütün haricî veya ilgisiz unsurlardan arınmış, saf akılcı bir eleştiri de yoktur. Onun için eleştiriyi eleştiri olmayandan net bir biçimde ayırmak imkânsızdır. Kamu otoritelerini rahatsız eden ifadeler zaten aynı zamanda eleştiriyi de içerirler ve çoğu eleştiri de başka haşin veya saldırgan sözlerle içiçe geçmiş olarak karşımıza çıkar. Daha temelde devletin kurumlarının aşağılanması düşüncesinin kendisinin isabetini sorgulamamız gerekir. Kurumları ve makamları soyut olarak yani kişilere atıf yapmaksızın aşağılamak herhangi bir insanî değere saldırı teşkil etmez. Çünkü kurumlar insan değildirler, onlar sadece insanların yaptığı veya yarattığı araçlarıdır. Cisimleşmiş politik iktidardan başka bir şey olmayan devlet -dolayısıyla kurumları- kutsal bir varlık değildir, onun için dokunulmazlığı da olmamak gerekir. Kaldı ki insanların devletin uygulamalarından hayal kırıklığına uğramaları veya haksızlıklar karşısında kızgınlık duymaları gayet insanî bir durumdur. Bir demokraside bu gibi hayal kırıklıklarının veya kızgınlıkların devlete yönelik öfkeli sözlerle dile getirilmesini doğal karşılamak gerekir. Devletin bunları cezalandırmak yerine, yaptığı yanlışları düzeltmesi için birer uyarı veya vesile olarak alması gerekir. Onun için daha önce de yazdığım gibi, devleti aşağılamak gibi gerçekte bir mağduru olmayan suçlar ihdas etmekten kaçınmalıyız. En doğrusu, kamusal tartışma ve eleştiri imkánını ortadan kaldırmaya elverişli olduğunu da göz önüne alarak, devlete ve onun kurumlarına dokunulmazlık sağlayan 301. maddeyi tamamen kaldırmaktır. 13.11.2006 --------------------------------------------------------------------------- ----- Basinda Yargi Haberleri... Canım Babam Hasan ÖZDERİN in Aziz Hatırasına, ( 13 Aralık 2004 Söz Eylemini Yitirdi...) Derleme : Metin OZDERIN msn: ozde...@hotmail.com You must Sign in before you can post messages.
To post a message, you must first join this group.
Please update your nickname on the subscription settings page before posting.
You do not have the permission required to post.
| ||||||||||||||